CSI, Immortality İle Ölümsüz Oldu

15 yıllık bir devrin sonu.. Aslında işin şu anki zaman diliminden dahi kolay kolay beklenmeyen yanı, neredeyse kişisel olarak da bu denli bir geçmişe uzanan bir izleyicilik. Internet çağından uzak bir geçmişte, şu anki yaklaşımlardan çok ama çok daha büyük bir vizyonla Türkiye’de ekrana gelen CSI’dan bahsediyoruz elbette.

New York, Miami vb spin-off’ları ayrı tutmak kaydıyla suç, gizem, olayların çözülmesi ve bilimle yoğrulmuş polisiyelerin pek çoğunun temeline dayanan “orijinal CSI” olarak bilinen ve Las Vegas’ta geçen CSI: Crime Scene Investigation, 15 yıllık yayın hayatını iki saatlik bir TV filmi olarak noktalandı.

Dile kolay yıl hesabını bölüm sayısına çevirecek olursak 335 bölüme yayılan bu geçmişte insanların hayal dahi edemeyecekleri yöntem ve teknolojilerden suçluya ve/veya katile ulaşmadan tutun da, “yapmak isteyenlere yol gösteriyorlar”a kadar varan pek çok olumlu-olumsuz geri dönüşler oldu. Ama Crime Scene Investigation, gündeme bir kere yerleşmişti bir kere. Bu noktadan itibaren en temeli sadık izleyicilerden başlamak kaydıyla bu alanda kariyer yapmaya karar veren insanlara kadar pek çok hayata dokundu. Bir dizi, bir kitap formundan sıyrılıp bir bakış açısı haline geldi.

CSI… Çocukluğumuzun ‘Kanıt Peşinde’si… Cumartesi akşamları saat 23.00 olduğunda TRT’ye kilitlenmek dışında bir seçeneğimiz yoktu. ‘Who are you? Who, who, who, who?’ şarkısını duyduğumuz anda artık bir izleyici değildik; biz de Olay Yeri İnceleme ekibinden biriydik.

Günah Şehri Las Vegas’ı adım adım gezerek suçları önlemeye çalıştık; kimi zaman da kendini bir hayli zeki sanan suçlulara haddini bildirdik. Her güzel şeyin bir sonu olur lafını bir kenara bıraktık ve hiç bitmeyecekmişçesine kana kana izledik Kanıt Peşinde’yi.

Yıllar geçti, sevdiğimiz kişilerin diziden ayrılmasıyla zaman zaman bocaladık. Hatta kemik kadroya öylesine sadık birer izleyiciydik ki ‘Grissom yoksa biz de yokuz’ diyerek ambargomuzu koyduk.

Ama sonra günün birinde ‘iyilerin en iyisinin geri döndüğünü’ duyduk. CSI, ‘Gil Grissom’ ile bir final panlıyordu. Bu sessiz çağrıyı duyunca hemen o ‘müthiş ekip’teki yerimizi aldık. Heyecanlıydık. Kanımız kaynıyordu. Uzaktan Las Vegas’ın ışıl ışıl görüntüsü belirdi ve bizi yine nasıl bir karanlığın beklediğini merak ettik.

Merakımıza da değdi. 2 saat süren soluksuz bir macera ile Gil Grissom’a, Catherine’a, Sara’ya, Greg’e ve ekibin geri kalanına veda ettik.

Veda dediğimize bakmayın. Kanıt Peşinde’nin küllerinden yeniden doğacağı günü beklemekten vazgeçmeyeceğiz…

Neval Kurtulmuş & Tolga Erbak

Paylaşın!Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on LinkedInShare on Google+Pin on PinterestShare on TumblrEmail this to someone

İlgili Yazılar:

2 Responses

  1. Emre Kırtaş dedi ki:

    hala altyazısı çıkmadığı için izleyemedim ama spoiler olmayınca okuyuverdim bi çırpıda. harika bir çalışma yapmışsınız kaç yıldır csı için yaşadıklarımı toplamaya kalksam bukadar olurdu :)))

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.