Kaiken – Jean-Christophe Grangé

Kaiken ne demek?

Anlamını biliyorsamız, Japon kültürüyle yoğrulmuş bu kitap, sizi büyük ihtimalle tatmin edecek. Bilmiyorsanız, ama öğrenmeye açıksanız sonuç yine aynı. Bilmiyor ve de bu kültür alışverişini şiddetle reddediyorsanız, Kaiken’de sizi kurtaracak tek şey macera/gerilim/polisiye üçlemesi olabilir.

Ben ikinci gruptanım. O yüzden anlamını açıklayarak devam edeyim. Kaiken; eskiden samuray sınıfındaki erkek ve kadınların, kendilerini savunmak için yanlarında taşıdıkları, küçük boyundan dolayı katana yerine tercih edilen bir bıçık/kılıç. Aynı şekilde Samurayla evlenen kadınların da, kocasının evine gittiğinde savunma ve yeri geldiğinde Japon kültürünün vazgeçilmezi intihar için yanında Kaiken taşıması beklenirmiş.

Jean-Christophe Grangé içinse kaiken, Fransız-Japon kültürünü birleştirmek adına güzel ve ilginç bir araç olmuş.

Kaiken (bundan sonra kitap olanından bahsedeceğim elbet), kendi içinde üç bölüm içerip temelde iki bölüme ayrılmış bir kitap. ilk iki bölümde Japon kültürüne, belki orada yaşayan bir Japon’dan hatta kitap bazında pek mümkün görünmese de, ülke hasreti çeken bir Japon’dan daha bağlı başkomiserimiz Oliver Passan’ın, yer yer takıntı olarak nitelendirilebilecek bir şekilde Patrick Guillard’ın peşine düşmesi ön plana çıkıyor. Bu arada Guillard, hamile kadınlar ve çocuklarını hedef alan saldırılarıyla aranan Doğumcu‘nun baş şüphelisi.

Bununla beraber Naoko’yu esgeçmek olmaz. Passan’ın bu denli ilgi duyduğu kültür çerçevesinde aksi düşünülmeyecek şekide evlendiği Japon eşi. Sahip oldukları iki çocuğa rağmen Passan’la araları hayli bozuk ve Kaiken’in girişinden itibaren boşanma sürecindeler. Japonya’dan batı hayalleriyle kaçıp, Japon kültürüne hayran bir adamla evlenerek hata edip etmediğini sıkça sorgulayan, başına buyruk bir karakter.

Passan’ın günden güne kişiselleştirdiği Guillard vakası, bir noktadan itibaren tahmin edebileceğiniz üzere fazlasıyla kişiselleşiyor ve Passan’ın evinin içine, Naoko ve çocuklara kadar uzanıyor. Nedeni, nasılı okuyana kalsın, ışıklar Guillard üzerinden çekildiğinde işin bambaşka bir boyutu ve kitabın üçüncü ve diğerlerine göre daha ağır basan bölümü başlıyor.

O ana kadar, Fransız bir adamın sınırlı imkanlarıyla oluşturduğu Japon hayranlığı ve onlardan kaçmaya çalışan eşi bazında aldığınız kültür, birden esas çevre haline dönüşüyor. Passan’ın bir Fransız gibi oynama zamanı bizzat bu kültürü karşısına alarak bir yerde kendiyle çelişmesine ve durdulamaz hale gelmesini sebep oluyor. Ayrıca Naoko, ailesi ve gençliğinde başlayıp yeni kurduğu hayata taşınan sırları da, romanın son bölümünün olmazsa olmazları arasında.

Biraz geç farkındayım ama Kaiken, Jean-Christophe Grangé’ın okuduğum ilk kitabı. Tarzı sebebiyle bende daha en baştan avantajlı olduğunu söyleyebilirim ama macera-gerilim hayranı olmasanız bile, kitabın size sunabileceği çok şey var. En başta psikolojik olarak çok güçlü bir kitap ve karakterlerin birbiri arasındaki etkileşimleri size gayet iyi aktarılıyor. Bunun neticesinde olsa gerek, Passan şöyle yapacak, bu Naoko’ya uymaz gibi tahminleri kitap ilerledikçe rahatlıkla yapabilir hale geliyorsunuz. Bize baya baya uzak Japon kültürü de, kitaba, sıkıcı olabilecek çizgiye asla yaklaşmadan veriliyor ve etkisi, büyük ölçüde zenginlik katma bazında bizlere ulaşıyor. Bu bilgiler ışığında, yazarlık seviyesinde Grangé’ın yerini sanırım daha iyi bir şekilde anlamamız mümkün olmazdı. En azından kendi adıma diyorum ki, devamı mutlaka gelecek..

Paylaşın!Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on LinkedInShare on Google+Pin on PinterestShare on TumblrEmail this to someone

Tolga Erbak

1986 yılında Kırklareli’de doğan Tolga Erbak, ilk ve orta öğretimini aynı şehrin Lüleburgaz ilçesinde tamamladı. Eğitim yaşamına İstanbul Kültür Üniversitesi’nde işletme okuyarak devam eden Tolga, üniversite yaşamının ardından İngiltere’de dil eğitimini tamamladı. Bu süre zarfında online dergi EDergim’in genel yayın yönetmenliği, yabancı film/diziler için altyazı çevirileri ve çeşitli dergi & sitelere Formula 1 haber çevirileri yapıp köşe yazıları yazan Tolga, aynı zamanda Türkiye’de önemli yer tutan sözlük sitelerinden Limon Sözlük’ün de kurucusu. Tolga Erbak’ın 2010 yılında başladığı ilk romanı Gidecek Var, yaklaşık 1,5 yılda tamamlandı ve 2012′nin Aralık ayında, Cinius Yayınları’ndan çıktı. 2015 yılında Beykent Üniversitesi İşletme Yönetimi (MBA) bölümünde yüksek lisansını tamamlayan Tolga, yine 2015’te, internet kullanıcılarının değişen beklentileri çerçevesinde Limon Sözlük’ü yeniden konumlandırarak aktüel haber-eğlence sitesi Serinletici'nin kurulmasına öncülük etti ve halen Serinletici'nin genel yayın yönetmenliği konumunda yer alıyor. | tolga.erbak@serinletici.com

İlgili Yazılar:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.