Serinletici Sinema Kulübü: Hachi

Gerçek sevgiye ve gerçek dostluklara özlem duyuyorsanız, sizleri Serinletici Sinema Kuşağı’na davet ediyoruz. Haftanın filmi ‘Hachi: A Dog’s Tale’, kış akşamlarını süsleyen sıcacık hikayeler gibi içinizi ısıtacak…

Serinletici Sinema Kulübü’nde bu hafta, sadakatiyle her birimizin kalbini sızlatan sevimli köpek Hachi ve sahibi Profesör Parker arasındaki olağanüstü dostluktan ilham alıyoruz.

Hachi’nin inanılmaz sadakati yalnızca bizleri değil, Profesör Parker’ın torunu Ronnie’yi de büyülemişti. Ronnie’ye göre, Hachi (Hachiko), onun kahramanıydı. Neden mi? Gelin hikayeye en başından başlayalım:

Profesör Parker (Ronnie’nin büyükbabası) karlı bir kış akşamı tren istasyonunda yürürken karşısına küçük bir köpek yavrusu çıktı. Profesör, sevimli yavrunun sahibini aradı ama nafile.

Çareyi, yavruyu eve götürmekte buldu. Karısının tüm itirazlarına karşın zaman geçtikçe, yavru köpek ailenin bir ferdi oluvermişti. Hatta artık bir adı bile vardı: Hachi. 

Hachi, Japonca ‘şans‘ anlamına geliyordu.

Hachi, hayatınızda görebileceğiniz en sadık köpekti. Köpekten öte mükemmel bir dosttu. Profesöre olan bağlılığı gün geçtikçe artmıştı. Her gün profesörü tren garına götürüyor ve akşam vakti geldiğinde karşılamaya gidiyordu.

Kasabadakiler tarafından başlarda şaşkınlıkla karşılanan bu davranış, zamanla bir alışkanlığa dönüşmüştü. Saati geldiğinde Hachi, istasyonun yolunu tutuyordu. Sahibine kavuşana dek bekleyiş sürüyordu.

Artık günlük ritüel haline gelen bu hareket, günün birinde Hachi’nin huysuzluğu ile sekteye uğradı. Israrla istasyona gitmeyi reddediyordu. Hatta profesörün de gitmemesi için elinden geleni yapıyordu. Hachi, elindeki tek kozu kullandı: Bugüne kadar bir kez bile atılan topları gidip almayan Hachiko, ilk kez bir topu sahibine götürerek onu şaşırtmayı başardı.

Ama tabii sahibi Parker’ı yolundan alıkoyamadı… Profesör trene atladı ve üniversiteye doğru yola koyuldu. Hachi’nin de bekleme saatleri başlamıştı. İçindeki sıkıntıyı bir türlü atamayan Hachi, geç saatlere kadar beklemeye devam etti. Bekledi, bekledi ve bekledi…

Hachi’nin hissettiği ama anlam veremediği o kötü olay gerçekleşmişti: Dersi sırasında kalp krizi geçiren Profesör Parker, yaşamını yitirmişti.

Ailesi, sevenleri ve sadık köpeği Hachi, profesörün ölümü ile adeta yıkıldı. Hachi’nin siyah-beyaz dünyası sahibi Parker ile renklenmişti. Parker’ın gidişi ise bu rengarenk dünyayı karanlığa boyamıştı.

Bu acıyla nasıl başa çıkacağını bilemeyen Hachi, bildiği tek şeyi yapmaya devam etti: Bekledi. Her akşam profesörün geliş saatine yakın, soluğu istasyonda aldı ve sahibini bekledi. Bütün yolcular inene dek, istasyonun ışıkları sönene dek bekledi. Ama profesör hiçbir zaman gelmedi. Profesörün gelmediği o gün, zaman Hachi için durmuştu.

Günler, aylar, yıllar geçti. Sahibine karşı duyduğu sevgi ile Hachi tam 10 yıl boyunca istasyonda beklemeyi kendine görev edindi. Görevden ziyade, Hachiko için yaşam amacıydı bu yaptığı. Profesörün gelmesini ve hayatlarına kaldıkları yerden devam etmeyi istiyordu.

Günün birinde tanıdık bir yüz ile karşılaştı Hachi. Kocasının mezarını ziyarete gelen Cate (profesörün eşi), Hachi’nin istasyonda yıllar boyunca sahibini beklediğini görünce, uzun zamandır zapt ettiği gözyaşlarını serbest bıraktı. Acıları ortaktı; zamanla dinmeyen ve asla bitmeyecek bir kalp ağrısıydı onlarınki…

Hachi, istasyona gelerek sahibini beklemeye devam etti. Güzel günlerin geri döneceğini düşlediği bir gün, gözlerini kapatarak hayata elveda dedi. Artık yürekten bağlı olduğu Parker’ın yanındaydı…

İnsan sıcağı görünce ne kadar üşüdüğünü anlarmış… Biz de Hachi ve sahibi Parker’ın sımsıcak dostluk hikayesi sayesinde ne kadar üşüdüğümüzü anladık. Oysaki insanları sevmek ne kadar kolay, yeter ki isteyin.

Hachi bize sadakatin anlamını ve sevdiklerimizi asla unutmamamız gerektiğini öğretti.Bu yüzden Hachi sonsuza dek bizim kahramanımız olacak. Peki ya sizin?

Serinletici Sinema Kulübü puanı:

Not: 1987 yılında Hachiko Monogatari isimli Japon filmine konu olan bu olay, gerçek bir hikayeyi anlatmaktadır.

Paylaşın!Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on LinkedInShare on Google+Pin on PinterestShare on TumblrEmail this to someone

Neval Kurtulmuş

Kocaeli Üniversitesi Radyo, TV ve Sinema bölümünü bitiren Neval, İletişim Fakültesi radyosunda yayınlanan ‘Dört Köşe’ adlı programıyla, Aydın Doğan Vakfı 23. Genç İletişimciler Yarışması’nda, İşitsel Dal/Müzik Programı kategorisinde 1.'lik ödülü kazandı. Okuldan mezun olan Neval, medya sektöründe çalışmaya devam ederken Serinletici'de Yazı İşleri Müdürlüğü görevini de başarıyla yürütüyor. Neval, Serinletici'de kültür-sanat, yaşam-eğlence üzerine yazılar yazıyor. | neval.kurtulmus@serinletici.com

İlgili Yazılar:

7 Responses

  1. Sezin Nil Tufan dedi ki:

    bu akşam kaçmaz!

    çok güzel yazı Nevalcim 🙂

  2. Sezin Nil Tufan dedi ki:

    geçen haftada duygusallaşmıştım ama bu defa kendimi tutamıyorum artık.

    ağla, ağla, ağla ben…

    yüreğim dağlanmış, hayat durmuş gibi.

    çok güzel bir film Neval. bunu yazı diliyle içtenlik sırasına sokamam biliyorum ama en içten teşekkürlerimi sunuyorum seçimin için.

    bu akşam ben bittim.

  3. ermansen@hotmail.com' ermansen dedi ki:

    duygusuz ve hiçbir filme ağlamam diyen insanları bile ağlatmış filmdir.

  4. Tolga Erbak dedi ki:

    Sadece film olsa, “böyle bir hikaye gerçek hayatta olmaz” dedirten bir yapısı var. Dostluk ve sadakat sınırlarını fazlasıyla zorluyor Hachi. Filmin başında ve sonunda gerçek bir hikayeden uyarlandığına dair işaretler, gerçeklikle bizi bağlı tutuyor. Sadece 2-3 sene birlikte yaşadığı sahibini, ölümünün ardından 9 sene boyunca beklemek insanın insana kolay kolay yapamadığı bir şey.

    Her şey o denli muhteşem ki, sadece izleyerek bile bu hayata ortak olmak hayli sarsıcı. Neval ve Serinletici Sinema Kulübü adına yakalanmış bir başka büyük çıkış. Arkanıza yaslanın ve izleyin..

  5. Merve Deniz dedi ki:

    Nevalcim bugün tatil diye sabah sabah izledim ve hayran kaldım. Nasıl bir bağlılıktır bu böyle ya? Tolga’nın dediği gibi insanlarda örneğini bulmak neredeyse imkansız artık.

    Ağlamadım diyen yalan söyler. Erkekler dahil 🙂

  6. kertalin@gmail.com' kert dedi ki:

    bir filmin ilk 30 dakikasından sonrası sürekli mi ağlatır filmi buğulu izlemek zorunda kaldım ya… çok güzeldi ama 🙁

  7. blankinthefills@gmail.com' blakna dedi ki:

    gece gece izleyip dağıldığımız film. gözlerimiz ağlamaktan şişti. kardeşimle beraber bir tuvalet kağıdı rulosunu bitirdik. selpakla falan izlemeyin yetmez.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.