Serinletici Sinema Kulübü: Where The Wild Things Are

Serinletici Sinema Kulübü’nün ilk gününden bu yana durmadan hikayeler anlattık, maceralara çıktık, hayaller kurduk. Kimi zaman gerçek yaşamdan ilham aldık, kimi zaman ise sihirli hikayeleri izlemeye doyamadık. Müzikler ve hayallerle çok güzel yolculuklara çıktık. Şimdi sıra bir sonraki yolculukta…

Sinema kuşağında haftanın filmi ‘Where The Wild Things Are (Arkadaşım Canavar)‘ ile hayal dolu bir maceraya atılıyoruz.

Max ve hayalleri…
Bazen hayatta her şey ters gidebilir. Kendimizi bir daha hiç mutlu olmayacakmış gibi hissedebiliriz. İşte böyle anlarda ‘acil kaçış yolunu’ tercih ederiz; çareyi hayal dünyamıza sığınmakta buluruz. Max’in yaptığı gibi… Max büyüme çağında, ilgi bekleyen bir çocuktu. Ne genç kızlığa adım atan ablasından ne de uzun saatler çalışan annesinden yeterince yakınlık göremiyordu.

Yolculuk başlasın!
İlgi ve şefkat ile kuşatılmak isteyen Max, aradığını bulamadığı için epey hırçınlaşmaya başlamıştı. Yine böyle anlardan birinde annesiyle tartışan Max bir hışımla evi terk etti. Nereye gittiğini bilmiyordu. Sadece uzaklaşması gerekiyordu. Uzunca bir süre koştu, sonunda kendini ormanda buldu. Ve bir yelkenliye atlayıp unutulmayacak bir maceraya atıldı. Fakat bilmediği şey şuydu: Max’in hayal dünyası, onu hiç ummadığı bir yere götürecekti. Tabii bizleri de…

Bu fantastik bir macera mıydı yoksa eşi benzeri olmayan bir hayal mi? Belki de bu sorunun cevabını hiç öğrenemeyecektik. Öğrenmek de değildi derdimiz, biz sadece bir olağanüstü bir hayalin peşine takılmıştık, o kadar.

Vahşi Şeyler Ülkesi
Max yelkenliyle çıktığı uzun yolculuğun ardından kendini Vahşi Şeyler Ülkesi’nde bulmuştu. Vahşi dev yaratıkların yaşadığı bu yerde Max kendini bir kral olarak tanıtmıştı. Aslında amacı hayatta kalmaktı; ama kral olmaktan fazlasıyla hoşlanmıştı. Kendini önemli hissettiği bu dünya onun dünyası oluvermişti, dev yaratıklar ise ailesi…

‘Bu dünyanın sahibi sensin’
Dev yaratıklar Max’i sevmişti; Carol ise biraz daha fazla sevmişti. Max ile aralarında güçlü bir bağ oluşmuştu. Max’in gerçek hayatta özlemini çektiği her şey Carol’da vardı: O tek başına Max’in hem en iyi arkadaşı hem de kocaman ailesi olmuştu. Max sonsuza kadar onun yanında, bu gerçeküstü hayal dünyasında kalmak istiyordu… Ne de olsa bu dünyanın sahibi oydu, kral oydu. Görüp görebildiği her şey onundu… Yoksa öyle değil miydi?

Mutluluk mu?
Aradığı mutluluğu bu keşfedilmemiş dünyada bulan Max, kısa bir süre sonra ‘mutluluğun, mutlu olmanın en iyi yolu olmadığını’ öğrenecekti. Ne de olsa sıradan biriydi. Kral numarası yapan bir çocuktu yalnızca. Büyümenin ve mutlu olmanın aynı anlama geldiğini düşünecek kadar saftı.

Kalbi ve hayalleri kırık bir çocuktu…
Max’in saf hayalleri hiç beklemediği bir anda yerle bir oldu. Hayal dünyası fena halde çatırdamaya başlamıştı. Başta Carol olmak üzere dev yaratıklar Max’in onlara yalan söylemiş olmasını hazmedememişlerdi. Oysaki onlar arkadaştı, geçip gitmeliydi böyle şeyler zamanla. Güya sadece olmasını istediği şeylerin yaşanacağı bir yer olacaktı burası … Güya hem kalpleri hem de dostlukları güvende olacaktı. Ne yazık ki kalbi kırık bir çocuk için bu hayaller imkansızdı.

‘Eve döneceğim’
Ailenin ne demek olduğunu anlamaya başlamıştı Max. Bunca yara bereye rağmen annesini düşündüğünde yüzünde oluşan gülümseme Max’te ‘eve dönme isteği’ yaratmıştı. Yanlışlar ve doğrularla bir aile olunurdu ne de olsa. Geldiği gibi yelkenlisine atlayıp eve dönmeye karar verdi Max.
Ev dediğin; maceraların sonunda geri dönülen, bir dilim pastanın yanında bir bardak süt içilen yer değil miydi zaten? Evet öyleydi…

‘Gitme! Seni o kadar seviyorum ki yiyeceğim neredeyse’
Vahşi yaratıklar Max’in gitmesini istemiyorlardı. Bir kral değildi belki ama kısa zamanda aileden biri oluvermişti bu küçük çocuk… Arkasında kendileri gibi kocaman kalpli arkadaşlarını bırakan Max, yaptığı yanlışları telafi etmek için evin yolunu tuttu. Annesi onu bekliyordu. Bir dilim pasta ve bir bardak süt ile.

Eve dönmenin dayanılmaz mutluluğu işte bu noktada başlıyordu. Ne olursa olsun eve dönmek dünyadaki en güzel şeyiydi. İyi seyirler!

 

Serinletici Sinema Kulübü puanı:

Fragman:

Paylaşın!Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on LinkedInShare on Google+Pin on PinterestShare on TumblrEmail this to someone

Neval Kurtulmuş

Kocaeli Üniversitesi Radyo, TV ve Sinema bölümünü bitiren Neval, İletişim Fakültesi radyosunda yayınlanan ‘Dört Köşe’ adlı programıyla, Aydın Doğan Vakfı 23. Genç İletişimciler Yarışması’nda, İşitsel Dal/Müzik Programı kategorisinde 1.'lik ödülü kazandı. Okuldan mezun olan Neval, medya sektöründe çalışmaya devam ederken Serinletici'de Yazı İşleri Müdürlüğü görevini de başarıyla yürütüyor. Neval, Serinletici'de kültür-sanat, yaşam-eğlence üzerine yazılar yazıyor. | neval.kurtulmus@serinletici.com

İlgili Yazılar:

8 Responses

  1. Sema Doğan dedi ki:

    Fantastik ve eğlenceli duruyor. En kısa sürede izleyeceğim 🙂

  2. Selim Kamitoğlu dedi ki:

    hayaller güzeldir. ama bir yere kadar onlarla yaşayabiliriz 🙂

    çok beğendim Nevalcim…

    • Neval Kurtulmuş dedi ki:

      ‘Gerçek hayat’ algısının hayallerimizi bile rahat bırakmadığı bir dünyayı çok iyi anlatmış film. Selimcim, beğenmene sevindim:)

  3. elpostra@gmail.com' elp dedi ki:

    çocuk psikolojisinin tüm kaotikliğini yetişkin filtresinden geçmeden en saf haliyle aktaran yapıt.

  4. toutaku@toutaku.com' toutaku dedi ki:

    film içi müziklerinin hastası olduğum ama film sanki bir pazartesi gecesi rüyasını anımsattı bana ama yine de güzel bir deneyimdi.

  5. Sezin Nil Tufan Bardakçı dedi ki:

    insanın içerisinde büyüyen çocuk sevgisine hizmet ediyor film. onların bakış açılarıyla dünya nasıl olurdu ve nerede durup bir büyük insana gerek duracak kadar işleri sarpa sardırtıyorlar çok güzel açıklamış.

    çok eğlendim nevalcim.

    peace.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.