Serinletici Sinema Kulübü: Bright Star

Serinletici Sinema Kulübü’nde bu hafta şiirlerin dünyasına adım atıyoruz. Gerçeklik, dürüstlük ve kadere karşı çıkışımızla sınanıyoruz. Haftanın filmi Bright Star ile, İngiliz şair John Keats ile ilham perisi Fanny Brawne’ın hikayesine konuk oluyoruz…

Yollar kesişti.
Fanny, gerçekçiliği ve akılcı duruşuyla tam anlamıyla bir Jane Austen karakteriydi. Belki de Keats’in Fanny’de dikkatini çeken şey de buydu: O bağımsız bir kadındı. Sırf toplum kuralları bunu gerektirdiği için evlenecek, çocuklar doğuracak, davetlerde birkaç dans edecek ve sessiz bir şekilde bu kısır döngünün içinde kendini yiyip bitirecek biri değildi. O hayatına şiir değsin istiyordu. İşte yolları böylelikle kesişmişti.

O bir hayalci…
Keats, yan komşularının kızı Fanny’ye tutulması bir an meselesi miydi yoksa uzun zaman mı almıştı bilmiyordu. Elinde çizim defteriyle kendi tuhaf tasarımlarıyla modaya yön vermeye çalışan bu genç kadında, ne olduğunu henüz bulamadığı bir şeyler vardı. Belki sıradışılık belki de cezbedicilik… Ne olursa olsun genç şairin merakı uyanmıştı.

Kader ve engeller ikilisi!
Merakı uyanan birileri daha vardı: Fanny’nin annesi Mrs. Brawne ve Keats’in arkadaşı Mr. Brown. Fanny’nin annesi bu imkansız birlikteliğin, Fanny’nin gelecek yaşantısını toptan değiştireceğini düşünüyordu. Keats iyi birine benziyordu fakat nihayetinde beş parasız biz şairdi. Brown’a gelince… Kendisi Keats’in keşfedilmeyi bekleyen büyük bir şair olduğunu düşünüyordu. En iyi şiirini henüz yazmamıştı; zaten ortalıkta dolanıp duran şu tuhaf kız olduğu sürece şiirlerine nasıl odaklanabilirdi ki?

Ve geriye kalan her şey.
Şiirin olduğu bir ortamda romantizmden bahsedilmemesi imkansızdı. Aralarında neredeyse elle tutulur bir çekim vardı. İkisi de toplumun gerektirdiklerine kendi içlerinde baş kaldırmıştı. Galiba ortak noktaları da buydu. İkisi de hayallerini yaşamaya çalışıyorlardı. Ve birbirlerini tanıdıktan sonra yepyeni hayallere yelken açmamaları imkansızdı. En doğrusu imkansızı istemekti ne de olsa…

Şiir ve mutlu son…
Keats bir yandan şiirlerine ağırlık vermeye çalışırken bir yandan da hastalığıyla baş etmeye çalışıyordu. Fanny’nin varlığı ise bambaşka bir sorundu. Ne de olsa rahatsızlık vermek Fanny’nin büyük buluşuydu. Şair Keats, çevresinde gezinen bu kız olmadan ne yapacağını bilmiyordu. Birlikte katıksız dürüstlük denizine atlamış gibiydiler ve onları ancak aşk kurtarabilirdi. Öpücükler ve aşk… Acaba romanların sonu gibi şiirlere de mutlu bir son yazılabilir miydi?

Sonsuza kadar.
Para kazanmak için bir şeyler yazması gerektiğine inanan genç şair ile açık sözlü olmayı dünyadaki en önemli şey sanan başına buyruk bir kadın… Bir insan ömrüne ne kadar kalp ağrısı ve gözyaşı sığdırabilirse yine de onlarınkiyle rekabet edemezdi. Sonsuz mutluluğu bulan iki kişi, birbirlerini sonsuzlukta kaybetmişti. Ve birbirlerini tekrar bulmaları sonsuza kadar sürecekti.

Bu iki unutulmaz kahraman, sinema kulübümüzün bu haftaki ilham perileri oldular. Fanny ve şair John Keats’in imkansız hikayesi, bizlere hayatın her anının nasıl büyük bir hediye olduğunu gösterdi. Yarın sabah uyandığınızda bu güzel hediyeyi yeniden açmaya ne dersiniz?

İyi seyirler…

Serinletici Sinema Kulübü puanı:

Fragman:

Paylaşın!Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on LinkedInShare on Google+Pin on PinterestShare on TumblrEmail this to someone

Neval Kurtulmuş

Kocaeli Üniversitesi Radyo, TV ve Sinema bölümünü bitiren Neval, İletişim Fakültesi radyosunda yayınlanan ‘Dört Köşe’ adlı programıyla, Aydın Doğan Vakfı 23. Genç İletişimciler Yarışması’nda, İşitsel Dal/Müzik Programı kategorisinde 1.'lik ödülü kazandı. Okuldan mezun olan Neval, medya sektöründe çalışmaya devam ederken Serinletici'de Yazı İşleri Müdürlüğü görevini de başarıyla yürütüyor. Neval, Serinletici'de kültür-sanat, yaşam-eğlence üzerine yazılar yazıyor. | neval.kurtulmus@serinletici.com

İlgili Yazılar: