Serinletici Sinema Kulübü: Revolutionary Road

Serinletici Sinema Kulübü bu hafta ‘evlilik ve hayal’ sözcüklerini karşı karşıya getiren bir filmle karşınızda. Revolutionary Road filmi, sıradanlaşan, monotonlaşan evliliklere savaş açıyor. Hep bilinenin aksine, evlilik aşkı değil de hayalleri öldürüyorsa?

‘April ve Frank’
İlk bakışta elektrik, eğlenceli bir flört ve baş döndürücü bir dans… İşte böyle başlamıştı Frank ve April’ın hikayesi. April aktris olma hayalleri kuruyordu. Frank ise daha basit bakıyordu hayata. Kasiyerlikten liman işçiliğine geçiş yapacaktı. Daha çok para kazanmanın peşindeydi. Başlarda her şey güzeldi, olması gerektiğinden daha güzel…

Derin düşünceler(!)
Zaman anlamadan geçivermişti. Yıllar bu çifte pek de iyi davranmamıştı. Evli bir çift olarak pek çok sorunları vardı. April, bu zamana kadar aktrisliği pek de kıvıramamıştı. Bu konu onu tam anlamıyla öldürüyordu. Frank ise April’ın mutsuzluğunu umursamıyordu bile. Fazlasıyla yüzeysel bir adamdı, derin düşünceler ona göre değildi.

Şiddetli geçimsizlik…
Yıllar içinde Frank ve April’ın evliliği katlanılmaz bir hale dönüşmüştü. Daha az hayal, daha az gülümseme; daha çok kavga, daha çok umutsuzluk. Yıllar önce aldıkları göz kamaştırıcı ev, şimdi April için tam zamanlı bir iş yeriydi. Ev işleri, çocuk bakımı, omuzlarındaki yüklerle oradan kaçıp gitme isteği uyandırıyordu. Frank’e gelince… Hem evinde hem de işinde pek de istediği standartları yakalayamayan Frank, kendini genç ve güzel bir kadını etkilemeye çalışırken buldu.

Kim olmak istiyorsun?
Karısı sabahtan akşama ev temizliğiyle, çamaşırla, bulaşıkla, yemekle ve envai çeşit işle ilgilenebilirdi. Frank’in eğlenmeye ve kafasını dağıtmaya ihtiyacı vardı. Gözünü boyadığı Marueen’in düşündüğü gibi başarılı ve karizmatik biri olmak istiyordu o. Ve bu genç ve saf kız, onun öyle biri olduğunu düşünüyordu.

Hayal kırıklığı, düzinelerce…
İçine hayal kırıklığı gizlenmiş bir evlilikti onlarınki. Neresinde olduğunu bir türlü bulamadıkları. Zamanın bazı insanlara insafsızca davrandığı söylenir. Peki aslında insanlar zamana haksızlık ediyor olabilir mi? İşte bu düşüncelerle harekete geçti April. April, ilk zamanlar Frank’in bugüne kadar tanıştığı en ilginç kişi olduğunu düşünüyordu. Şimdilerde bu düşünce ona fazlasıyla yabancı gelse de eski Frank’i bulmaya karar vermişti. 7 yıl önceki o genç ve heyecanlı adamı…

Harika fikirler mi yoksa delice istekler mi?
April belki aktris olma hayallerini gerçekleştirememişti; ama bu Frank’in hayallerini gerçekleştirmesine engel olamazdı. Frank dünyada yaşamak istediği tek yerin Paris olduğunu söylemişti bir zamanlar April’a. O zaman Paris’te yaşamak düşünülemezdi; şimdi ise bu harika bir fikirdi. April’a göre. Frank’e göre ise bu havai bir düşünceydi. Evleri vardı, para kazandığı bir işi vardı, çocukları vardı. Hayal kurmak niyeydi?

Yedek hayatlar, garantici planlar…
April’ın düşüncelerini pek de gerçekçi bulmayan Frank; garantili bir hayatın daha iyi olduğunu düşünüyordu. April ise gerçekçi olmayan bir hayatın şu an içinde bulundukları durum olduğundan emindi. Yıllar geçtikçe dayanılmaz bir işin yükü omuzlarına daha da ağır geliyordu Frank’in, evine tahammül edemiyordu. Karısı artık ona yabancıydı. O tutkulu April, umutsuz bir ev kadınına dönüşmüştü.

Bu bizim tek şansımız.
April biraz ısrar edince Frank’in de gözüne daha hoş görünmeye başlamıştı bu plan. Sorumluluklardan, umutsuzluktan kaçacaklardı. Paris’te eğlenceli bir hayata başlayacaklardı. Eski zamanlarına döneceklerdi. Bu, onların tek şansıydı. Çok geç olmadan bu şansı değerlendirmeleri gerekiyordu. Peki ama bir şehir, mutlu olmalarına yetecek miydi? Evliliklerinin içine gizlenmiş hayal kırıklığı, Paris’te müthiş bir hayale dönüşebilecek miydi?

‘Paris’e kadeh kaldıralım’
Paris fikri onlara müthiş bir hayat enerjisi vermişti. Hayata seyirci kalmak yerine doyasıya yaşayacaklardı. Taa ki April’ın karnındaki bebek ortaya çıkana kadar! Bunun üstüne bir de Frank’e işinde terfi gelmişti. Yıllardır aynı şirkette çalışmış ama kayda değer bir atılım yapamamış Frank, patronunn ilgisini çekmeyi başarmıştı. Bu daha heyecan verici bir iş ve daha çok para demekti. Frank için her şey yolundaydı; fakat April’ın hayal kırıklığı okyanusu aşmaya yeterdi.

Hayata dönmek istiyordu.
Frank’e gelen cazip iş teklifi, April’ın hamileliği, Paris’e taşınma fikrini zor bir duruma getirmişti. İkisi de umutsuzca bu fikrin artık olamayacağını kabullendiler. Daha doğrusu Frank yüzünden April da kabullenmek zorunda kaldı. Umutsuzluk davetsiz gelen bir misafir gibi kapıda beliriverdi. April’a göre gidecekleri yer illa ki Paris olmak zorunda değildi. O, sadece hayatı yaşamaya dönmek istiyordu. Bu boş ve umutsuz hayatı geride bırakıp, göz alıcı bir yaşamın ortasında gözlerini açmak istiyordu.

Mükemmel Wheeler çifti!
Herkesin bahsettiği mükemmel Wheeler çifti, aslında pek de mükemmel değildi. Olmak istiyorlardı aslında ama bir türlü olamamışlardı. Yıllardır dünyadaki en harika çift olacakları sırrını paylaşarak kendilerini kandırmışlardı. Ama değillerdi. Özenmişlerdi, fazlasıyla istekliydiler bu konuda. Ama hiçbir zaman özel olamamışlardı, kaderlerinde yoktu.

Hayallerin olmazsa ölürsün. Öyle değil mi April?
Frank umutsuzluğun ve boşluğun daha rahat olduğunu fark etmişti. April ise kendini kandırmaktan vazgeçmişti. Eski sevgi dolu zamanlara dönmenin imkansız olduğunu anlamıştı. Mutluluk hayalleri yok olan April’ın yaşama dair umudu kalmamıştı. O da çareyi çaresizlikte aramaya karar verdi.

Bir varmış, bir yokmuş…
Bir zamanların genç ve sevimli hayalperestleriydi onlar. Kadın güzeldi, tutkulu ve eğlenceliydi. Hayalleri için yaşıyordu. Genç adam üstünkörü işlerde vakit öldürüyordu, aşık olmak için fırsat kolluyordu ve de Paris’e gitmek için.

Günün birinde ikisi de bu şansı yakaladılar. Ama kaderlerinde yoktu bir arada hayal kurmak. Kader onları bambaşka hikayelere savurdu.

Artık ne o güzel hayaller ne de o güzel kadın vardı. Hayallerinin peşinden koşarken yorgun düşmüştü kadın… O artık geri dönülemez bir yoldaydı.

İyi seyirler…

Serinletici Sinema Kulübü puanı:

Fragman:

Paylaşın!Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on LinkedInShare on Google+Pin on PinterestShare on TumblrEmail this to someone

Neval Kurtulmuş

Kocaeli Üniversitesi Radyo, TV ve Sinema bölümünü bitiren Neval, İletişim Fakültesi radyosunda yayınlanan ‘Dört Köşe’ adlı programıyla, Aydın Doğan Vakfı 23. Genç İletişimciler Yarışması’nda, İşitsel Dal/Müzik Programı kategorisinde 1.'lik ödülü kazandı. Okuldan mezun olan Neval, medya sektöründe çalışmaya devam ederken Serinletici'de Yazı İşleri Müdürlüğü görevini de başarıyla yürütüyor. Neval, Serinletici'de kültür-sanat, yaşam-eğlence üzerine yazılar yazıyor. | neval.kurtulmus@serinletici.com

İlgili Yazılar: