Fi – Akilah Azra Kohen

Tüketim dünyasında aslında her şey kolay gibi gözükse de para, hırs, zenginlik (bu zenginlik ya maddi ya da manevi olarak kişiden kişiye değişir.), şöhret basamaklarının önemini düşünmekten kim olduğumuzu unutuyoruz. Neyi güzel üretiriz yerine ne alırsam güzel olur şeklindeki sorularla günlerimiz geçiyor.

Aslında önemli olan evreni anlama isteği yerine evrenden faydalanmaya çalışıyoruz. Fakat bu faydalanma çabası ile kendimizi yok ettiğimizin farkında değiliz.

İşte Azra Kohen Fi-Çi-Pi serisini bu sorun üzerinden karakterler yaratarak bize anlatmaya çalışır. İlk kitap olan Fi ile aslında karakterleri tanıyoruz.

Ana karakterimiz Can Manay, çok ünlü bir psikologdur. Yaptığı özel seanslarla tanınır ve televizyonda program yaparak ününe ün katmıştır. Fakat yaşadığı ilişkiler o kadar da masum değildir. Herkese karşı acımaz olan Can Manay ev bakarken yan bahçede dans eden Duru’yu görmesi ile hikayemiz başlar. Fakat Duru’nun müzisyen sevgilisi Deniz’i alt etmesi sandığından kolay olmayacaktır.

Diğer karakterler ise, Can Manay’a sorduğu soru yüzünden istenmeyen gazeteci olan savaşçı ruhlu Özge; Can Manay’ın asistanı olacak bilgi ile kendinden söz ettiren Bilge ve Deniz’in öğrencisi olan Ada ile yolculuğumuzu Fi ile başlıyoruz.

Peki Fi nedir?

Altın oran; doğada sayısız canlı ve cansızın şeklinde veya yapısında bulunan, yüzyıllarca sanat ve mimaride uygulanmış, uyum açısından en etkin boyutları verdiği düşünülen geometrik ve sayısal özel bir orandır.Bu estetik, göze hoş gelen oran eski Mısırlılar ve Yunanlılar tarafından keşfedilmiş, mimaride ve sanatta kullanılmıştır. Altın oran, Fi (phi) sayısı olarak bilinir. Matematiksel bir kavramdır ve değeri de 1,618‘dir.

Yazar, kitaptaki cinsel içeriklerden dolayı 16 yaş ve üstündeki kişilerin okumasının daha doğru olduğunu söylemiştir. Eğer kendinizi geliştirecek ve kimliğinizi oluşturmak için bir yolculuk yapmak isterseniz işte Fi sizi bekliyor.

Kitaptan Alıntılar:

“Uzaktan bizi büyüleyen şeyler, yaklaştıkça sihirlerini kaybederlerdi.”

“Dışarıdan delilik olarak görülebilen şeyler, içine girildiğinde hak verilen durumlar haline gelebiliyordu bu hayatta. Sadece bakış açınızı değiştirmeniz yeterliydi.”

“Hayat ne tuhaftı. Hep en korktuğumuz şeyleri karşımıza çıkarır, sonra suratımıza yapıştırırdı.”

“Kaynakları bu kadar zengin bir gezegende yaşayan 7,5 milyar insan açlıktan ölebileceklerine inandırılarak sürekli çalıştırılırken tohumların, hayvanların genetiğiyle oynanıyor ve insanın temel besin kaynağı kontrol altına alınıyordu. Su bile artık başkalarınındı, içebilmek için ödemeniz gerekiyordu. Artık dünyada, kuluçkaya yatmayan tavuklar, filiz vermeyen tohumlar ya da çekirdeksiz meyveler en lüks mağazalarda salaklara değerli olarak pazarlanmaktaydı.”

“Doğru olanı görme cesareti olan, taraf tutabilecek kadar insan biri.”

“Deniz’in aniden yükselen sesiyle irkildi, seminer bitmek üzere olmalıydı. Deniz, ”Hiç kimse ama hiç kimse, senin üzerine ne hak iddia ederse etsin,size ne vermiş olursa olsun!Bu, ilham bile olsa, ki ilham bir insanın diğerine verebileceği en kutsal şeydir! Asla!! Ama asla! Kimsenin size kim olduğunuzu söylemesine ya da hatırlatmasına izin vermeyin.Dünya saçmalıklarla doldurulmuş güzel bir yer.Bir sürü saçmalığın arasından kendi gerçekliğinizi bulmak,gerekirse de yaratmak için burdasınız.Şimdi, hiç kimse olmamış olmanın verdiği hafifliği yaşayın, var olun! İleride, etrafınızdaki insanlar sizden birisi olmanızı beklediklerini, sanki onlara borcunuz varmış gibi açıkça ifade etmeye başladıklarında, seçiminizi iyi yaptığınızdan emin olun! Kendinizi seçin! Kendiniz olun! Ne pahasına olursa olsun.” dedi ve kalkıp gitti.”

“İnsanı yüce bir varlığın yarattığına inanıyorum, kendini keşfetsin ve kendi eşsizliğinde yücelsin diye. Bizi kendi suretinde yaratan ulu bir varlık bu belki de. Ama toplum! Bu yaradılışı körelten, kısırlaştıran, gerçekte neyin önemli olduğunu unutturan, varoluşun anlamını sabote eden bir sahtelik, o kadar! Eşsizliğimizi prototipe dönüştürmek için kurulmuş bir düzen. Uzun lafın kısası, evin, araban, bir sürü çocuğun, bankada bir sürü paran oluyor belki ama kendi kimliğini keşfetmekten çok uzakta yitip gidiyorsun.”

“Tohum gibi, içinde bir ağacın potansiyelini barındıranlar ama asla çatlama cesaretini gösteremeyip filizlenemeyenler, çatlayıp filiz gibi yeşerenler ama fidan olamayıp kuruyanlar, fidan gibi büyüyenler ama meyve veremeyenler, meyve verip ağaç olanlar ama meyvesinde tohum olmayanlar ve süper insan, yani tohumluktan meyve veren bir ağacın yeni meyvesindeki tohum olabilmeye kadar gidebilenler…”

“Hayatımızı değiştiren şey; yaşadıklarımız değil, yaşadıklarımıza karşı verdiğimiz tepkilerdir.”

Paylaşın!Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on LinkedInShare on Google+Pin on PinterestShare on TumblrEmail this to someone

Fulden Ufacık

İstanbul Üniversitesi’nde işletme eğitimi gören Fulden, okuduğu kitaplar ile kitap sevgisi aşılamayı amaçlıyor. Onun istediği hayatınızdaki dertlerden beş dakika bile olsa uzaklaşıp başka dünyalara yelken açmanızı sağlamak.

İlgili Yazılar: