Hayatımıza Biraz Sihir Lazım!

Bazı filmler vardır, ilginçlikleridir bize kendini sevdiren. Yaratıcılıklarıdır. Bizi bambaşka dünyalara doğru keyifli bir yolculuğa çıkarmalarıdır.

Baştan sona enteresanlık içeren bu filmleri pür dikkat izleriz çoğu kez. İşte Harry Potter da onlardan biri. Kitaplarını okudunuz mu bilmiyorum ama okuyup da bu sihirli dünyaya kayıtsız kalabilmek elde değil. Hatta biraz abartabilir, kendinizi bu dünyanın içinde hayal edebilirsiniz bir süre. (Belki daha uzunca bir süre) “Çocuklar için” deyip geçenlere inat bence yazılmış en iyi serilerden biri Harry Potter. 70 yaşına gelsem bile okumaktan sıkılmam, aksine zevk alırım.

Şimdi düşünün… Günlerden bir gün, bir geziye çıktınız ve yolunuz Rahmi M. Koç Müzesi’ne düştü. Müzenin içinde nostaljik bir geziye çıkmışken bir de bakmışsınız uçan bir arabayla burun buruna gelmişsiniz. Hayat işte, her an her şey olabilir dedikleri bu olsa gerek.

Uçan bir arabayla karşılaşmak herkese nasip olmuyor tabii. Harry Potter serisinde 2. kitapta (filmde) can alıcı olaylardan birine eşlik eden bir araba var. Bu araba, Weasley ailesinin reisi Arthur Weasley’nin sihir dehasıyla sarmalanmış ‘uçan bir araba’ ve tek kelimeyle bir efsane! Eh haliyle uçan arabayı bir anda karşınızda görünce hoş bir sürpriz oluyor. Aslında hoştan da öte müthiş bir şey oluyor.

Keşke hayat bizi hep böylesine güzel sürprizlerle şaşırtsa. Böyle heyecanlansak, birden bir film setindeymişiz gibi hissetsek ya da biz tam yürürken her yer siyah beyaz olsa… Sonra yıl birden 1800’lere dönse. Bir kara delik bulup içine girsek, oradan uzaya düşsek, yıldızların arasında süzülsek… Ya da bir soap opera’nın* içinde yaşıyormuşçasına her şeyin ‘mutlu bir son’ ile nihayetleneceğini düşünsek… Hayal gücümüzün sınırları yok, işin içine birazcık sihir katmak gerekiyor sadece!

Harry Potter okuyanlar bilirler, muggle diye bir terimden çokça söz edilir kitaplarda. Muggle, sihir yeteneği olmayan sıradan ölümlülere bahşedilen bir sıfattır. (Bilmem söylememe gerek var mı ama bizler de bu kategoride yer alıyoruz)

Her ne kadar kimimiz çok yaratıcı hatta dâhiyane fikirlere sahip olsak da işten güçten fırsat bulamayıp ertelediğimiz pek çok şey oluyor hayatta. Bu sebeple de birer ‘muggle’ olup çıkıyoruz. Her sabah uyanıp aynı yollardan geçiyoruz, yolda hiç tanımadığımız aynı kişilerle karşılaşıyoruz. Sıradanlaşıyoruz. Hâlbuki birçoğumuz çok yetenekliyiz aslında. Hatta hayallerimizde bambaşka evlerde oturuyor, bambaşka işlerde çalışıyoruz.

Tek suçumuz çok fazla sıradanlığa gömülmüş olmamız. Her günümüz fazlasıyla aynı olmuş. İşte bu sıradanlığa vücudumuzdaki her hücre isyan ediyor. Kendinize zaman yaratın ve içinizdeki muggle’ı durdurun! İlk fırsatta soluğu Rahmi M. Koç Müzesi’nde alın ve nostaljik, büyülü bir yolculuğa çıkın.

Çünkü hayatımıza biraz sihir lazım!

*Soap opera: Pembe dizi (sabun operası) anlamında kullanılır.

Neval Kurtulmuş

Paylaşın!Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on LinkedInShare on Google+Pin on PinterestShare on TumblrEmail this to someone

Neval Erbak

Kocaeli Üniversitesi Radyo, TV ve Sinema bölümünü bitiren Neval, İletişim Fakültesi radyosunda yayınlanan ‘Dört Köşe’ adlı programıyla, Aydın Doğan Vakfı 23. Genç İletişimciler Yarışması’nda, İşitsel Dal/Müzik Programı kategorisinde 1.'lik ödülü kazandı. Okuldan mezun olan Neval, medya sektöründe çalışmaya devam ederken Serinletici'de Yazı İşleri Müdürlüğü görevini de başarıyla yürütüyor. Neval, Serinletici'de kültür-sanat, yaşam-eğlence üzerine yazılar yazıyor. | neval.kurtulmus@serinletici.com

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.