Kadınlık Bizde Kalsın

Daha birkaç gün önce kadınlar için özgürlük, eşitlik masalları anlatıldı. Ama sonra sıkıldık ve bir yolunu bulduk, kadınları suçlu çıkarmayı başardık. İflah olmaz bir düşmanlık var içimizde. Ne mutlu bize…

Kadınları yargılamayı seviyoruz biz millet olarak. Böyle bir afralar tafralar, konu ikide bir kadınlar… Ah o canım kadınlara yapmadığımızı bırakmıyoruz. Evlere hapsediyoruz, küçük yaşta kırmızı bir kuşakla hediye paketi yapıp alyanslara hapsediyoruz, kara çarşafların içine hapsediyoruz, parantezlerin içine hapsediyoruz. Bu da yetmiyormuş gibi elimize geçen her fırsatta aşağılıyoruz, itip kakıyoruz. Öldürüyoruz.

Dünya Kadınlar Günü kutlandı birkaç gün önce. Kutlama mesajlarında hep şu cümle geçti: “Kadınlar bizim fedakâr annemiz, anneler başımızın tacı…” Sanırsınız Kadınlar Günü değil de Anneler Günü. Bir kadına değer vermemiz için illa ki annemiz mi olmalı? Annelik kutsaldır tamam ama hani bir zamanlar kadındık. Hafıza kaybına mı uğradık?

TDK’daki “kadın” tanımı:

Kadınları ‘ev hanımı’ çarmıhına gerdik. Birer mutfak önlüğü taktık, ellerine kirli çamaşırlar tıkıştırdık, yanına da en az üç çocuk kondurduk. Sonra kapıları arkamızdan kilitledik, alıp başımızı gittik. Anne ve çocuklar da hep bizi bekledi kapalı kapılar ardında. Pencere pervazlarında nöbet tuttular. Başka işleri neydi zaten?

Biz ise parantez içindeki kadınlara koştuk. Çünkü onlar birer anne değillerdi; çünkü onların aklı bir karış havadaydı, flört etmek için ‘hazır ol’da bekliyorlardı. Sormamıza bile gerek yoktu. Her şey ve herkes bizimdi. Taciz diye bir şey yoktu, tecavüz diye bir şey yoktu. Kolayca flört edebilen kadınlar vardı sadece. Onlar her zaman müsaitlerdi çünkü.
Aslında sözlükte temel ve yan anlam yok.

Berbat bir anlatım var: ‘Kadın: Müsait’

Çok ayıp. Hadi neyse kadınlık bizde kalsın.