Bebeksiz Jenerasyonun Ruh Hali

Bebeksiz jenerasyonun ruh halini keşfetmeye hazır mısınız?

Önce aşk, sonra evlilik, ardından da bebek gelir. Yıllar boyunca bu böyle geldi, böyle gidiyordu, ta ki Y jenerasyonuna kadar. 1980 ve 2000 yılları arasında doğmuş olanlar, ataları gibi soyunun devamlılığını sağlamak için çocuk sahibi olma zorunluluğunu üstünde taşımıyor. Çocuk sahibi olmak onlar için sadece bir seçim. Peki bu durumda Y jenerasyonu çocuk sahibi olup dünya nüfusuna katkıda bulunmak istemediği için bencil mi? Kesinlikle hayır! Ne var ki çoğu çocuk sahibi olmak istemeyen bu nesil, birçokları tarafından egoist olarak kabul ediliyor.

Bencillik mi?
Kadınların kariyerine öncelik vermesi ve tıbbın ilerlemesiyle birlikte daha ileri yaşlarda çocuk sahibi olabilme imkanı çocuksuz bir hayatı tetikleyen faktörler arasında. Diğer yandan ekonomik kaygılar da çocuk sahibi olmamayı seçmenin nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Henüz kendimiz bir ev sahibi bile olamazken, o çocuğa nasıl bakabileceğimizi, istediğimiz okullarda okutup okutamayacağımızı düşünüyoruz.

Anlayacağınız devir çoktan değişti. Çocuksuz kalma seçimini bencil olarak adlandırmak yerine belki de hayat şartları bizi buna itiyor diye de düşünmek lazım.

Çanlar çalıyor mu?
Hani hep biyolojik saatten bahsederler. Bir anda çocuk sahibi olmak istersiniz, bebeklere olan ilginiz artar, hormonlarınız sizi buna yöneltir gibi. Tabii ki belli bir yaşta hormonlar annelik içgüdülerini öne çıkarıyordur ama genelde Y jenerasyonuna bu his pek uğramıyor.

Yani biyolojik saatimizin çanları ya çalmıyor ya da biz duymazlıktan geliyoruz. Çocuk sahibi olmak, o sorumluluğu almak, günümüzdeki ilişkilerin sağlam evliliklere genelde dönüşmüyor olması, ekonomik kaygılar derken, çocuk sahibi olmamayı seçmenin gündeme geliyor olması aslında çok şaşılacak bir durum değil. Geleceğe dair bu kadar kaygı taşırken, bu hisler normal.

Değişim zamanı
Çocuk sahibi olmak istemeyenlerin büyük kısmı o sorumluluğu almak istemiyor. Bu açıdan bencillik olarak yorumlanması normal ancak belki de gerçekten annelik bu kişilere göre değildir. Ne var ki günümüz dünyasında ülke, ırk fark etmeden ağır basan düşünce şu ki çocuk sahibi olmayan bir kadın, tam anlamıyla bir kadın değildir! Evet, hayatın en güzel mucizesine sahibiz. İçimizde bir insan yaratabiliyoruz ama sırf buna sahibiz diye de toplum tarafından doğurmamız ve kadınlık görevimizi yerine getiriyor olmamızın bekleniyor olması pek adil değil.

Değişen dünya düzeniyle birlikte bu seksist düşünceyi de değiştirebiliyor olmak gerekiyor. Nitekim bireysel kararlarımızı ve seçimlerimizi etkileyen de toplumun geçirdiği değişim ve dönüşümle doğru orantılı.

Zeynep Sipahi/Cosmopolitan

Paylaşın!Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on LinkedInShare on Google+Pin on PinterestShare on TumblrEmail this to someone

Neval Erbak

Kocaeli Üniversitesi Radyo, TV ve Sinema bölümünü bitiren Neval, İletişim Fakültesi radyosunda yayınlanan ‘Dört Köşe’ adlı programıyla, Aydın Doğan Vakfı 23. Genç İletişimciler Yarışması’nda, İşitsel Dal/Müzik Programı kategorisinde 1.'lik ödülü kazandı. Okuldan mezun olan Neval, medya sektöründe çalışmaya devam ederken Serinletici'de Yazı İşleri Müdürlüğü görevini de başarıyla yürütüyor. Neval, Serinletici'de kültür-sanat, yaşam-eğlence üzerine yazılar yazıyor. | neval.kurtulmus@serinletici.com

You may also like...

1 Response

  1. Sezin Nil Tufan Bardakçı dedi ki:

    Tuval ile yaşadığım tecrübeme dayanarak bütün kadınlara söylemek istiyorum ki en geç 30. Bakın çok şey kayboluyor inanın ki. Kariyer her zaman oluyor. Bırakın yanınızda büyüsün sevgi pıtırcığınız. onu hiç görememekten iyidir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.