Duygulu filmlerin yönetmeni: Fatih Akın

Altın Küre ödülleri her yıl yaklaşık 100 kadar gazeteci tarafından sahiplerine veriliyor. Bir kaç bin üyesi bulunan Oscar Akademisi ile kıyaslandığında bu rakam yok denilecek kadar az. Ne var ki bu 100 kişi işinin erbabı. Çünkü bunlar Hollywood’ta akredite olmuş, film sanatından anlayan gazeteciler. Bunların şimdi Fatih Akın’a ‘Yabancı Dilde En İyi Film’ ödülü olan Altın Küre’yi layık bulmuş olmaları hem sürpriz hem de önceden tahmin edilen bir karar anlamına geliyor.

Bu bir sürpriz, çünkü Akın hem Cannes’da Altın Palmiye‘yi hem de Venedik’te Altın Aslan’ı kazanan filmlere karşı başarı sağladı. İsveçli yönetmen Ruben Östlund’un filmi ‘The Square’ Aralık ayında ‘Avrupa Oscar’ı olarak da tanınan Avrupa Film Ödülü’ne de layık bulunmuştu. Akın’ın filmi “Aus dem Nichts” (Paramparça) ise geçen Mayıs ayında Cannes Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapmış, ancak üzerinde durulmamıştı. Festivalin sonunda “sadece” filmin baş rol oyuncusu Diane Kruger‘e En İyi kadın Oyuncu Ödülü vermekle yetinilmişti.

Güçlü yapıtlarla dünya sineması

Venedik’te Meksikalı yönetmen Guillermo del Torro‘nun “Shape of Water” adlı filmi tüm dünyadan güçlü yapıtların rekabetine karşı koymasını bilmiş ve Altın Aslan’ı almıştı. Uluslararası eleştirmenler Meksikalı yönetmenin filminden coşkuyla söz etmişlerdi.

Tüm dünya sinemasını göz önünde tutan ve İngilizce konuşulan sinemanın dışındaki tüm filmleri kapsayan bu özel Altın Küre kategorisinin adayları arasında bulunan beş film dışında, başka ağır toplar da yarışmadaydı: Yıldız oyuncu Angelina Jolie’nin yönetmenliğini yaptığı “First They Killed My Father”, Şilili yönetmen Sebastian Lelio’nun trans bir kadının öyküsünün anlatıldığı ve son Berlin Film Festivali’nde de gösterilen, son derece etkileyici “A Fantastic Woman” (Muhteşem Kadın) filmi, ayrıca Rusya’nın yıldız yönetmenlerinden Andrey  Svyagintsev’in “Nelyubov” adlı filmi. Tüm bu filmler önemli festivallerde, Berlin’de, Cannes’da ve Venedik’te daha önceleri de ödüller almıştı.

Bu açıdan bakıldığında Fatin Akın‘ın filmine verilen Altın Küre ödülü gerçekten de bir sürpriz anlamı taşıyor. Özellikle “The Square” ve “Shape of Water” adlı filmler sanatsal anlamı büyük olan ve uluslararası arenada geniş yankı yapan filmlerdi. Türkiye kökenli Alman yönetmen Fatih Akın işte tüm bu filmleri Altın Küre’nin eleme turunda geride bırakmayı başardı.

Aday filmlerin en duygusalı

Bu karar için anlaşılabilir tek bir gerekçe olabilir: “Aus dem Nichts” (Paramparça) aday yapıtlar arasında duygusal etkileşimi en fazla olan filmdi. “The Square”, “Shape of Water” ya da “Nelyubov” birçok uzman tarafından sanatsal anlamda başarılı olarak nitelendirilmiş olabilir. Ne var ki Hollywood’un 100 gazetecisi açısından başka bir kriter daha üstün bir değer taşıyordu.

Hollywood Amerikan Sineması’nın sentez edildiği bir pota niteliğindedir. Filmlerdeki duygusallık başka hiç bir yerde (Bollywood dışında) burada olduğu kadar büyük rol oynamaz; hem beyaz perdede hem de üretim aşamasında. Hollywood kitleleri harakete geçirir ve çoğu kez duygulara da seslenir. İşte Akın’ın “Aus dem Nichts” adlı filmi bu çerçeveye en iyi şekilde oturmuştur.

Konularını bu kadar sürükleyici ve etkileyici bir biçimde beyaz perdeye yansıtan herhalde başka bir Alman yönetmen daha yok günümüzde. Böyle başka büyük bir başarıyı bundan 13 yıl önce “Gegen die Wand” (Duvara Karşı) ile ilk kez yakalamıştı. Fatih Akın en başarılı çalışmalarında izleyiciyi duygu dünyalarının tam odağından yakalamayı başarıyor. İnsanın Akın’ın anlattığı öykülerin çekiciliğine kendini kaptırmaması pek mümkün değil.

Şimdi ödül alan yapıtta da filmin baş figürünün acılı öyküsü öylesine duygusal bir çarpıcılıkla anlatılmış ki, en azından filmin ilk iki çeyreğinde izleyicinin nefesi kesiliyor. Burada rolünü çok inandırıcı bir biçimde oynayan Diane Kruger’in katkısı da büyük.

Tamamen kusursuz bir başyapıt değil

Akın’ın filmdeki kahramanını bir intikam meleğine dönüştürdüğü filmin son çeyreğinde bazı şeyler tam oturmuyor. Film o inandırıcı anlatma yeteneğini bazı yerlerde kaybediyor. Bu nokta Almanya’daki bazı eleştirmenler tarafından da eksik bulunmuştu. “Aus dem Nichts” kusursuz bir başyapıt değil. Ancak Altın Küre ödülünü veren gazetecileri bu husus pek rahatsız etmişe benzemiyor.

Anlaşılan o ki onlar siyasi anlamı ve güncelliği de olan bir öyküden etkilenmişler. “The Square” filminde sanat dünyasının mekanizmalarından söz ediliyor, “Shape of Water” ise çoktan geride kalmış yıllara dönüş yapan bir film. Ama  “Aus dem Nichts” tamamen farklı bir film dünyasından geliyor. Güncelliği var. Ve duygusal. Ve de etkileyici. Bu nedenle Fatin Akın‘a verilen Altın Küre hak edilmiştir.

Jochen Kürten, DW Türkçe

Paylaşın!Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on LinkedInShare on Google+Pin on PinterestShare on TumblrEmail this to someone

Hande Sheref

Daha çocukken ailesiyle birlikte ABD'ye yerleşen Hande, Los Angeles'ın bitmeyen sıcak rüzgarlarıyla her güne daha olgunlaşmış ve bilge olarak uyandığına inanıyor. Bir gün ülkesine dönme hayalinden asla vazgeçmeyen Hande Sheref, hayatın tadını çıkartmaktan geri kalmıyor. Serinletici'de ağırlıkla kültür-sanat çalışmalarında yer alan yazar, hayatın bir resim tablosu olduğuna inananlardan... | hande.sheref@serinletici.com

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.