Serinletici Sinema Kulübü: An Education

Doğduğumuz günden beri bıkmadan usanmadan bir şeyler öğreniriz. Yaşadıklarımızdan ders alırız, bazen hatayı düzeltiriz; bazen de hata üstüne hata yaparız. Biz zavallı ölümlüler, yasak elmaya hiçbir zaman karşı koyamayız. Yanlış olduğunu bile bile bir ısırık almanın tadına doyamayız. Ne de olsa en büyük zaafımız…

Serinletici Sinema Kulübü’nde haftanın filmi An Education, hatalardan, pişmanlıklardan, telafilerden ve kırılan kalplerden dert yanacak. Tabii ‘cesaret’ aşılamayı da ihmal etmeyecek.

Bir insan ne zaman büyür?
16 yaşındaki Jenny ergenlik sıkıntılarına, aile baskısına ve okul derslerinin zorluğuna alışamamıştı. Anne ve babasının kendisinden beklediği müthiş dengeyi bir türlü tutturamamıştı. Kendini zaman zaman patlamak üzere olan bir bomba gibi hissediyordu. Aralıksız Latince çalışmak yerine Fransızca şarkılar dinleyip zaman zaman da hayallere dalmak istiyordu. Artık büyümek istiyordu. Çok şey mi istiyordu?

Düşünmek ne kadar da sıkıcı…
Yaşamından fena halde bunalan Jenny, sıradan bir günde sıradan bir yabancıyla tanıştı: David. Bu yabancı, sempatikti, zengindi, kültürlüydü ve Jenny’den bir hayli hoşlanıyordu. Aralarındaki yaş farkı büyük bir engeldi; fakat aşılamayacak gibi değildi. Jenny, hayatının aşkını bulduğunu düşünüyordu. Jestlerin sonu gelmiyordu. Çiçekler, hediyeler, güzel kıyafetler, mücevherler… Jenny hayatında ilk kez yaşadığını hissediyordu. Dersleri, Oxford’u, geleceğini düşünmesine gerek yoktu. David onun yerine bunları düşünürdü ne de olsa…

Aile baskısı(!)
Jenny’nin anne ve babası da David’in büyüsüne kapılmıştı. Jenny’nin iki katı yaşındaki David’i olgun olarak nitelendirmişler ve ‘gençlerin aşkı’na karışmama kararı almışlardı. Zamanında kızının Fransızca şarkı bile dinlemesini istemeyen babası, kızını şimdi gönül rahatlığıyla Fransa’ya tatile gönderebiliyordu. Hem de yanında sevgilisiyle… Bu orta halli ve pek de modern sayılmayan ailenin kurallarına bir hayli tersti yaşananlar. Ama gözleri boyanmıştı bir kere. Böylesine kültürlü ve zengin bir centilmenin kızlarına talip olması kendileri için bir gurur meselesiydi.

Her şey mükemmeldi, mü-kem-mel!
Jenny hayallerinin şehrindeydi. Paris’te güzel elbiseler giyiyor, pahalı mekanlarda dans ediyor, hayatın tadını çıkarıyordu. Ne de olsa Paris her zaman iyi fikirdi; o da bunun tadını çıkarıyordu. Okulu büyük bir hışımla terk etmiş, kendine örnek aldığı öğretmeni Miss Stubbs’ın kalbini kırmış, ailesini büyük bir incelikle kandırmıştı. Ne de olsa genç ve asi olmak bunu gerektirirdi.

Rüyadan uyanmak…
Jenny’nin güzel rüyası yavaş yavaş bir kabusa dönüşmeye başlamıştı. Öncelikle David’in yaptığı işin ‘dolandırıcılık’ olduğunu öğrenmiş. Bunu hasıraltı etmeye çalışsa da ardından yalanların devamı gelmişti. Onun biricik aşkı David aslında evliydi ve çocukları vardı. Uğruna okulunu bıraktığı, geleceğini emanet ettiği sevgilisi, aslında onunla sadece gönül eğlendirmenin peşindeydi. Jenny hayatında ilk defa bittiğini hissetti. Müthiş bir öfke, kızgınlık ve pişmanlık denizinde boğuluyordu.

İkinci şans…
Jenny odasından çıkmadan kendine acıma fikrini pek bir bayat bulmuştu. İlk etapta okula dönmeye karar verdi. Okul müdiresi ise telafinin mümkün olmadığını, okuldaki diğer kızlara kötü örnek olabileceği nedeniyle Jenny’yi okula kabul etmemişti. Madem ki genç bir kız değil de yetişkin bir kadına dönüşmüştü; o zaman işe hatalarıyla yüzleşmekle başlamalıydı. Jenny de soluğu hayatta en güvendiği kişinin yanında aldı: Miss Stubbs

Çalıştı, öğrendi ve tekrar etti.
Miss Stubbs, karşısındaki çaresiz genç kıza çok kızgındı. Ama bu onu sevmediği ve başından atacağı anlamına gelmiyordu. Plan belliydi: Jenny Oxford’a gidecekti. Hummalı bir çalışma başladı. Jenny gerisinden kaldığı dersleri çalıştı, öğrendi ve tekrar etti. Durmadan tekrar etti. Evet biraz geç kalmıştı; fakat öğrenmenin yaşı da zamanı da yoktu. Söz konusu kendi geleceğiydi ve bu kez işini şansa bırakmayacaktı. Ki şansa herkesten daha çok ihtiyacı vardı…

Geç gelen başarı…
Sonuç ne olursa olsun Jenny’nin kalbindeki cesaret görülmeye değerdi. Büyük bir tevazuuyla hatalarından ders almış, kendini hayallerinin peşinden gitmiş ve kendinden vazgeçmemişti.

İyi seyirler…

Serinletici Sinema Kulübü puanı:

Fragman:

Paylaşın!Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on LinkedInShare on Google+Pin on PinterestShare on TumblrEmail this to someone

Neval Erbak

Kocaeli Üniversitesi Radyo, TV ve Sinema bölümünü bitiren Neval, İletişim Fakültesi radyosunda yayınlanan ‘Dört Köşe’ adlı programıyla, Aydın Doğan Vakfı 23. Genç İletişimciler Yarışması’nda, İşitsel Dal/Müzik Programı kategorisinde 1.'lik ödülü kazandı. Okuldan mezun olan Neval, medya sektöründe çalışmaya devam ederken Serinletici'de Yazı İşleri Müdürlüğü görevini de başarıyla yürütüyor. Neval, Serinletici'de kültür-sanat, yaşam-eğlence üzerine yazılar yazıyor. | neval.kurtulmus@serinletici.com

You may also like...