Karanlık gerçeklerin yansıması: Black Mirror

Black Mirror dizisini beğenenler de var beğenmeyenler de. Fazla ve gereksiz cesur görenler de var doğruların aynası olduğunu belirtenler de.

Daha dizi başlar başlamaz, İngiltere’nin en önemli siyasilerinden biri olan başbakanın bir domuzla cinsel ilişkiye girmesi yönünde bir hikaye seriliyor önümüze. Herkesin midesini bulandıran bu olay, zamanla ve medyanın da etkisiyle kabul edilebilir bir durum haline geliyor.

Halk bu konuda oylama yapıyor. Çünkü İngiltere prensesi Susannah teröristlerce kaçırıldı ve hayatı söz konusu. Eğer başbakan kameralar karşısında ve ulusal yayında bir domuz ile cinsel ilişkiye girerse, prenses serbest kalacak. Aksi olursa da prenses ölecek.

Duyduğunuz anda tiksinmenize sebep olan bir durum bu. Eğer ki her gün bu haberleri duymasaydık, iğrenç bir dizi olduğundan bahsedebilirdik. Ama kedilere, köpeklere, atlara, timsahlara, orangutanlara tecavüz eden bir sapkınlığın ortasında yaşadığımız için ne yazık ki diziyi kötülemeye dilimiz varmıyor.

Kötü olan dizi değil, insanlık! Çocuklara, hayvanlara, kendinden güçsüz olan kim varsa; onları tecavüz ve dayakla yola getirmeye çalışıyor insanoğlu. Gücünü kullanıyor. Ne de olsa birine tecavüz etmek, bir kediye ya da bir bebeğe, sağır dilsiz bir engelliye, çocuk esirgeme kurumlarındaki öksüzlere tecavüz etmek, gücün ve iktidarlı olmanın en büyük sembolü.

‘Bir kereden bir şey olmaz’ diye genelleyen bir mantığa karşı çıkıyoruz. 82 yaşındaki bir adamın, zavallı bir köpeğin boynuna ip bağlayarak ona tecavüz etmesine karşı çıkıyoruz. Karşı çıkmak doğru bir fiil değil aslında, iğreniyoruz, lanetliyoruz. ‘Ama köpek de kaçmaya çalışmıyor, demek ki istekli’ diyen sapkın zihniyete, cehennemin dibine kadar yolun var diyoruz.

Yaşadığımız güncel olaylar ile Black Mirror arasında işte böyle katıksız bir dürüstlük ilişkisi var. Dizinin ilk bölümünde, domuz ile cinsel ilişkiye giren bir adamın resmi çiziliyor kafamızın içinde. Ekranda bu korkunç görüntü gösterilmese bile, düşünmemizi sağlıyorlar. Bu düşünce bile kanımızın çekilmesine neden oluyor, tepki gösteriyoruz; fakat gerçek hayatta bu mide bulandırıcı olaylarla karşılaştığımızda kafamızı çevirip görmemiş gibi yapıyoruz. Bilmediğimiz bir şey bizi rahatsız edemez ne de olsa…

Çok uzun zamandır hayvanlara, çocuklara uygulanan fiziksel ve cinsel şiddeti görmezden geliyoruz. Sizce de artık onların çığlığı olmanın zamanı gelmedi mi?

Paylaşın!Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on LinkedInShare on Google+Pin on PinterestShare on TumblrEmail this to someone

Neval Erbak

Kocaeli Üniversitesi Radyo, TV ve Sinema bölümünü bitiren Neval, İletişim Fakültesi radyosunda yayınlanan ‘Dört Köşe’ adlı programıyla, Aydın Doğan Vakfı 23. Genç İletişimciler Yarışması’nda, İşitsel Dal/Müzik Programı kategorisinde 1.'lik ödülü kazandı. Okuldan mezun olan Neval, medya sektöründe çalışmaya devam ederken Serinletici'de Yazı İşleri Müdürlüğü görevini de başarıyla yürütüyor. Neval, Serinletici'de kültür-sanat, yaşam-eğlence üzerine yazılar yazıyor. | neval.kurtulmus@serinletici.com

You may also like...