Nermin Yıldırım – Dokunmadan

Yaşam size ne ifade ediyor? Yaşadığınız bu hayattan memnun musunuz? Ya da şöyle sorayım öleceğinizi bilseniz tekrardan yaşamak ister misiniz? İşte bu soruların cevabını Nermin Yıldırım o güzel kalemi sayesinde Adalet ile cevapları keşfetmeye çıkıyoruz.

Fotoğraf: Ali Altuna

Adalet 29 yaşında, işini severek yapmayan sadece yaşamak için yaşayan kimsenin ona karışmadığı ve onun da kimseye karışmadan günleri geçip gidiyor. Tabi bu günler öleceğini öğrendiğinde kendini sorgularken bulmasıyla değişmeye başlıyor.

“Hayatı, gideceğini başından beri bildiğim ama için için beni bırakmayacağını ummayı seçtiğim bir serserinin rüzgârına kapılır gibi yaşadığımı ancak o zaman kavrayabildim. Onu sandığımdan fazla önemsediğimi de.”

Peki hayat bu kadar önemliyken neden bu hayatı yaşayamıyoruz? Hayatı yaşadığımızı sanıp aslından neden ölmek istiyoruz? Ya da yaşamın içinde bu kadar sıkışmış hissedip öleceğimizi anlayınca neden yaşamak istiyoruz?

İşte Adalet’in hikayesi böyle başlıyor. Öleceğini öğrendikten sonra aslında iyileşmeye başladığını öğrenmesiyle bir nevi ikinci hayatına merhaba diyor. Fakat bu hayatında bir değişiklik yapmalıdır. Belki de mutsuzluğunun nedeni yaptığı ilk günahtır. O günahın izleri hafifletmek için daha doğrusu günahını temizlemek için yollara düşüyor Adalet.

Günahını temizlemek için yaptığı bu yolculukta hayatın dokunulmadan ya da dokunmadan yaşamanın onun hayatındaki etkisini ve bir gölge gibi yaşamak istemediğini fark ediyor. Aslında hayat dokunmadan yaşamak için çok kısa.

Nermin Yıldırım, toplumsal sorunları, toplumun insanlar üzerindeki etkisinin özellikle kadın erkek arasındaki ilişkiyi Adalet ile yapılan yolculukta okuyucularına kendi üslubuyla aktarıyor.

İlk başta şunu söylemem lazım yazarın üslubu ve romanın konusu sizi alıp Adalet’in yanına götürüyor. Adalet’in özellikle de bir birey olarak yaptığı bu yolculuk onun kendisi olmasına yardımcı olmuştur. Kitap bittiğinde Adalet benim hep kalbinim bir köşesinde olacak. Mutlaka kitabı alın okuyun.

Hayat, dokunarak ve dokunularak yaşanan bir yer. Bir kişiye bile faydanız dokunabilir. O bir kişinin hayatının değişmesine neden olmak bile sizi siz yapan en önemli unsurdur. Bu yüzden hayatınızı gözden geçirmeyi unutmayın. Hayata bir kere geliyorsunuz ve bu hayatı en iyi şekilde geçirin. Bir kişi olsa bile onun hayatına dokunarak geçirin.

Kitaptan Alıntılar:

“Bir çocuk ölünce çünkü, dünya durmalı.”

“Ben, “Git” derken bile, “Gitme” demeyi becermiştim, o da en nihayet giderken bile aslında kalabilmeyi.”

“Yaşamak, düşmekle kalkmak arasında geçirdiğiniz korkulu, ümitli, telaşlı zamanın adı. Düşüp düşüp kalkma sanatı.”

“İnsan kendini sevmeyi bilmeyince, başkalarınca sevilebileceğine de ihtimal veremiyor işte.”

“Ama işte bazen nutku tutuluyor insanın. Ertelenmiş sözler kursakta büyüyor. Dilin ucuna geldiği an söylenemeyen, gittikçe hepten söylenemez oluyor.”

“Günahkâr Âdem’in hayırsız evlatları böyledir. Nankör ve vefasız. Gidemedikleri şehirlerin ismini gittiklerinden, kendilerini sevmeyen insanların cismini sevenlerinden, gerçekleşmemiş hayallerin hevesini gerçekleşmişlerden berrak hatırlarlar. Kavuşamamak nasıl aşka teşvik ederse, vuslatta günü geldiğinde unutmaya azmettirir.”

” Ama işte, insan bazı bedelleri ömür boyu ödemek istemiyor. Tek başına bir şey değil, kendinden büyük bir şeyin parçası olmak istiyor bezen. Ummanın damlası, başağın buğdayı, ağacın dalı, hatta dalın çıtırtısı… Çareyi kainatın sırrında değil, kendi gibi bir başka ben’in yamacında arıyor. Ufacık bir yakınlık uğruna, canını sıkacak, kalbini kıracak, kendini de değişmeye zorlayıp hayatını büsbütün karartacak birilerini istiyor o zaman yanında. Gidip kanlı bir sunağa uzanıyor. İçinde yıllanmış cefakar, vefakar ben’i, uzak bir ihtimalden fazlası olmayan şaibeli bir biz hayaline kurban etmekten çekinmiyor. İlle de başka bir oyunbaz istiyor küçük, kederli oyununa. Çünkü insan denen illet, bütün o fiyakasının ardında, vurulmayı bekleyen sakat bir at yalnızlığına nöbet tutuyor. Evrendeki en hacimli kalabalığı, yalnızlıktan gebermek üzere olan insanlar oluşturuyor.”

“Biz insanlar, hepi topu yetmiş yıllık bir ömrü, tutunacak dal, sığınacak liman, boğulacak deniz aramaya harcayan zavallıcıklar; türlü hatalara diyet niyetine ömrümüzü eritiyor, labirentteki fareler misali çıkış yolları ararken, kaybolmanın ve kaybetmenin kederinden, bulmanın neşesine daireler çiziyor olabilir miydik?”

“Çünkü bazı sızılar bir defa başladı mı artık geçmiyor.Bazı eller bazı saçları okşamayınca, bu minicik, aptal, önemsiz şey yaşanmayınca, bazı hayatlar geri dönüşsüz biçimde tarumar oluyor. Ben de zamanla yavaş yavaş bıraktım başkalarına sarılmayı.
Büyümeden yaşlanmak diye bir şey var. Bazen sadece eksik kalmış bir dokunuşa bakar.”

Paylaşın!Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on LinkedInShare on Google+Pin on PinterestShare on TumblrEmail this to someone

Fulden Ufacık

İstanbul Üniversitesi’nde işletme eğitimi gören Fulden, okuduğu kitaplar ile kitap sevgisi aşılamayı amaçlıyor. Onun istediği hayatınızdaki dertlerden beş dakika bile olsa uzaklaşıp başka dünyalara yelken açmanızı sağlamak.

You may also like...