Gecenin Gecesi – Hasan Ali Toptaş

Hasan Ali Toptaş, insan ile doğa unsurlarını harmanlayıp okuyucularına sunuyor. Bu öykü kitabının içinde bulunan beş tane öyküsü Ümit Ural’ın desenleriyle bir bütünlük sağlamış.

Öykülerini okurken okuyucuyu düşündüren aynı zamanda onun bakış açısını şekillendirmek istiyor Hasan Ali Toptaş. Bunu yaparken de okuyucuyu Hat Edebiyatı içinde gezdirerek onların ruhlarına dokunuyor.

Hat Edebiyatı nedir?

Hat kelimesinin anlamı; belirlenmiş olan estetik kurallara bağlı kalarak yazı yazma sanatı olarak açıklanabilir.

Hasan Ali Toptaş ile ilgili okuduğum bir yazıda onun HAT edebiyatını nasıl sunduğunu anlatılmaktadır. “Her anlamıyla yüklü ve yoğun bir dile sahip. Bu yükte bir dili, kolay okunacak düzende kullanıyor. Bu kolay okunurluk, onun yazarken gözettiği, metnin müziğine verdiği önem ve büyük dil işçiliğinden kaynaklanıyor.” Mesut Varlık
Yapmış olduğu bir röportajında; “Yazmak bir anlamda zamana müdahaledir zaten; edebiyatın ezeli reflekslerinden biri de zamanı olabildiğince yavaşlatmak, hatta durdurmaktır. Neredeyse yirmi yıl önce yazdığım bir öykünün adı ‘Zaman Kimi Zaman’dır ve zamanı algılayış şeklim o öyküde bariz bir şekilde ortaya çıkar. Zaten öykü, zaman hep geleceğe mi akar sorusunu sorar daha ilk cümlede. Ben zamanın sadece akan, geçip giden bir şey olmadığını düşünüyorum. Zaman kaybolmuyor aslında, sürekli bir şeylere dönüşüyor. Bir duvar zamandır aynı anda; onun yapımında emeği olanların zamanlarının, kendi yapılışının, şahit olduğu olayların ve daha bir sürü şeyin zamanlarının toplamıdır.”

Yazmış olduğu öykülerde zamanı nesnelere veya olaylara adadığını fark ettim. “Yatak” öyküsünde zaman yer yatağıyken “Nihat” öyküsünde ise zaman Nihat ve annesi oldu.

Gelelim kitabın içindeki beş öyküyü ayrıntılı inceleyelim.

İlk öykümüzün ismi Yatak. Yer yatağından kalkan bir kişinin küçükken yattığı yer yatağının onda yarattığı etkiyi anlatmaktadır. Bunu anlatırken bir çocuğun hayal gücünün büyüklüğünü bizlere sunar. Öyküsünde betimlemeler ve benzetmelere yer vererek okuyucuyu öykünün içine doğru yolculuk yapmasını sağlamıştır. Öyküde kullandığı bir sanat da “tezatlık” yani karşıt anlamlı kelimeleri bir arada kullanmak anlamına gelir. Tezatlıklarla içinde yaşadığımız düzeni anlatıyor. (Zengin- Fakir insan) Yer yatağının yarattığı etki ile içsel yolculuk anlatılıyor. (Buradaki zamanı yer yatağı olarak görmem bundan kaynaklanıyor.) Bu yola düşmesinin nedeni ise bu yatağı ona verenlere duyduğu minneti onlara söylemektir. Aldığımız eşyaların nasıl bize ulaştığını bir kalemin, kahvenin, koltuğun ham maddesinden başlayıp daha sonra yarı mamul ve en sonunda da sahip olduğumuz eşyalar dönüşmesini hiç düşündünüz mü? İşte bu öyküde minnet duygusu ve emeğin önemini anlatmak istemiş yazar. Yer yatağının bir malzemesi olan pamuğun hikayesini anlatıyor. Pamuğun tarladan toplanması ve işlenip satılmasını anlatırken bize bir kıyafetin geliş hikayesini sunmak istemiştir. Bu sayede okuyucuyu düşündürmek ve sahip olduklarının kıymetini bilmesini güzel diliyle okuyucularına sunar.

“Zenginlik dediğimiz şeyi bir evden, bir otomobilden, bir banka cüzdanından ya da üç beş tahta parçasıyla birkaç metal yığınından ibaret sandıkları için değil, bana bu yatağı vermekle hem vicdanlarını rahatlatmak hem de kendilerinde alıkoydukları eşyaları kendi gözlerinde bile meşrulaştırmak zorunda kaldıkları için acıyorum.”

” Hayatın gözü çocuklarda.. ”

“İnsan ancak çocukken ciddi olabilir, diyorum söz gelimi (…) Sonra ciddi olmak hep yetişkinlere özgü zannedilir ama aslında onlarınki kurgulanmış bir ciddiyettir, diyorum.”

İkinci öykümüzün ismi Nihat. Nihat’ın ve annesinin hayatı babası gittikten sonra değişmiş. Neden gittiği belli değil. Öykü bunu anlatıyor. Anlatırken yazar abartma sanatından yararlanmıştır. Bu yüzden gerçek ile hayal karışarak birbirinin içine geçiyor. Okurken sizi düşündüren bir hikayedir. Mahalle dedikodusunu, toplum baskısını bireyin üzerinde yarattığı etkiyi anlatmıştır.

Üçüncü öykümüzün ismi Fotoğraf. Yönetmen, çekeceği belgeselde kullanmak için yıllar önce çocuklara hikaye kitapları satan Fuat Yücesoy’un fotoğrafını aramak için köyün kahvesinin önüne gelirler. Burada anlatıcı ile karşılaşırlar. Anlatıcı onları oğlu Hikmet Nadir Yücesoy’un yanına götürür. Oğlu orta okulda resim öğretmeniymiş. Resim öğretmenin evinde yapılan sohbet ile hikaye devam eder. Yazar bu öyküsünde ölüm temasını işlerken aslında insanların ölürken değil yaşanırken hatırlanması gerektiğini savunur.

Dördüncü öykümüzün ismi Veysel’in Kanatları. Kahve’de akşam karanlığı olunca gizlice kumar oynanırken yaşananlar anlatılmaktadır. Fazla hırsın insanların gözünü boyadığını hatta elindekinden bile olabileceğini değinmiştir. Öykünün sonunda yaşanan olay bana Gogol’un Palto eserini anımsattı.

Son öykümüzün ismi Şeytan Uçurtması. Babası, annesini köye gönderip başka biriyle evlenir. Bu evlilikten bir çocuk olur. Annesi ile görüşemeyen çocuğun ona olan özlemini okuyoruz. Bu özlemi yüzünden üvey kardeşinden nefret eder ve üvey kardeşinin koşması şeytan uçurtması gibi gelir ona.

Herkesin okurken farklı tatlar alacağı bu öyküleri kısa sürede okuyacağınıza eminim.

Paylaşın!Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on LinkedInShare on Google+Pin on PinterestShare on TumblrEmail this to someone

Fulden Ufacık

İstanbul Üniversitesi’nde işletme eğitimi gören Fulden, okuduğu kitaplar ile kitap sevgisi aşılamayı amaçlıyor. Onun istediği hayatınızdaki dertlerden beş dakika bile olsa uzaklaşıp başka dünyalara yelken açmanızı sağlamak.

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.