Hep Sonradan – Ezgi Durmuş

Ahmet Kaya’nın Hep Sonradan isimli şarkısı gibi “Hep Sonradan gelir aklım başıma hep sonradan sonradan.” sözleri gibi kitaptaki karakterlerin yaptıkları ruhunuza işliyor. Ahmet Kaya’nın şarkısı gibi.

Bazı kitapların şarkıları anımsattığını düşünürüm. Bu kitap ise ben de bu şarkıyı anımsattı. Karakterlerin seçtikleri hayatın sonucunda yaptıklarına katlanması işte bu duyguyu yani pişmanlığı anımsatıyor. Tıpkı Hep Sonradan şarkısı gibi.

Eylül bir yayınevinde çalışmaktadır. Hayatı yazar sevgilisi Deniz ve biricik annesi İnci ile geçerken annesinin hastalanması ile hayatı değişir. Kimsenin evinin önünden bile geçmesini istemediği kanser İnci Hanım’ın vücuduna yerleşmiştir. Kanserin ismini okuduğunuzda bile yüreğiniz acıdı değil mi? İşte Eylül de acısını haykırmak istedi ancak içine atması gerekiyordu.

“Ortak bir acıya sahip iki kişi varsa, acı eşit bölünmez; biri diğerinden daha güçlü olmak ve acının büyük payını üstlenmek zorundadır. Dilediği gibi ağlayamaz, korkamaz, öfkelenemez… Hayatındaki herkes onu güçlü sanır da kimse bilmez, savrulmasının ufacık bir rüzgâra baktığını.”

Eylül annesinin durumunu atlatmaya çalışırken sevgilisinin onu anlamaması kitabın ana taşı bana göre. Çünkü pişmanlık, çaresizlik ve kıskançlık duygusunu yazar bu olay ile anlatmak istemiş. Fakat bu duyguların sonunda kişinin kendi gücünü kaybedeceğini ve kendi gücünü görememesine neden olur.

Kitap sizi kanseri yenmeye çalışan anne ve kızın (babasız yaşamanın yarattığı etkiyi de hissediyorsunuz)  yanına, toplum baskısı yüzünden seçimlerini ifade edemeyen Doktor Murat’ın yanına ve popüler kültür, yayınevi çıkarları ve bu durumun yazar ile okuyucuya etkisinin anlamamızı sağlamak için o sektörün içine doğru yolculuk yapmamızı sağlamış.

Bu yolculukta okuyacağınız kitaptaki duygu durumunu anlamak önemli bana göre. Neden böyle yaptı? ya da Neden konuşmadı? işte bu soruların cevaplarını anladıysanız bana göre kitabın ana fikrini de anlamış olursunuz.

Kitabın dili anlaşılır. Bu yüzden bir anda okuyabileceğiniz bir kitap. Fakat duygu yükü fazla olduğu için (sizi derinden etkileyecek kitaplardan biri) benim tavsiyem yavaş okumanız. O zaman anlatmak istediği pişmanlığı ve vedaların önemini anlamış olursunuz.

“Ne tuhaf; hayatta olduğunun bir emaresiydi aldığın her nefes. Ama yaşamak başkaydı. Nefesini kesecek anlar biriktirmekti yaşamak.”

“İyilik de bir intikam çeşidiymiş. Seni üzmüş, kalbini kırmış birine yapabileceğin en büyük kötülük, ona iyi davranmakmış. Zaman, ettiğin hakaretleri, belki attığın tokadı bile unuttururmuş ama yaptığın iyiliği ağır bir yük gibi karşındakinin vicdanına bırakırmış. Sen çoktan unuturmuşsun yaptığı kötülüğü de o, hayatı boyunca koca bir yükle yaşarmış…”

“Herhangi bir insan, vaktini nasıl geçireceğini; üstün bir insan ise vaktini nasıl tasarruf edeceğini düşünür demiş Schopenhaur…”

“Sözcükler, insanın hem yarası hem de pansumanı olur.”

Eğer sizi sarsacak kitaplar okumayı seviyorsanız bu kitabı önerebilirim.

Fulden Ufacık

İstanbul Üniversitesi’nde işletme eğitimi gören Fulden, okuduğu kitaplar ile kitap sevgisi aşılamayı amaçlıyor. Onun istediği hayatınızdaki dertlerden beş dakika bile olsa uzaklaşıp başka dünyalara yelken açmanızı sağlamak.

İlgili Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.