Kamp seyahatindeyiz: Gökçetepe

Deniz, kum, güneş üçlemesini çok seviyor ve baharın gelmesiyle bu kavuşmayı iple çeker hale geliyoruz. Tatil planları ardı ardına yapılıyor. En hareketli beach ve en deluxe hoteller araştırılıyor. İşte tatil anlayışlarında ki farklılık da burada başlıyor.

Kimilerine 5 yıldız yeterli olurken, kimileri de kamp yaparak 5 milyar yıldızın altında konaklamayı tercih ediyor. Daha önce deneme fırsatı bulduğumdan kamp yapmak benim için güzel bir alternatif tatil oluyor…

Kampçılık çok geniş bir konu. Bu konuda iddialı da değilim. 1- 2 günlük keyif kampları benim işim. Böylelikle hem ruhum hem de bedenim dinleniyor ve doğada kendimle baş başa kalabiliyorum.

2018 kamp sezonunu Saros körfezi kıyısındaki Gökçetepe’de açtık. Nisan ayında havanın sıcaklığı denize girmeye pek elverişli olmasa da denize uzanan çam ağaçlarıyla, harika doğasıyla ve bu zamanlarda pek kalabalık olmamasından ötürü burayı tercih ediyoruz. Burada deniz severler maviye, orman ve doğa severler ise yeşile doyuyor adeta . Denizin kenarındaki taşlar bile ayrı bir keyif veriyor burada bana.

Gökçetepe nerede?
Burası yoldan çok ileride kaldığından dolayı pek bilinmiyor ve Saros körfezinin ‘kayıp cenneti’ olarak adlandırılıyor. Gökçetepe tabelasını, Keşan’dan Çanakkale yönüne giderken göreceksiniz.

Saros körfezinin denizini bir çok Ege sahilinden daha çok sevdiğim de kesin. Burası Ege Denizi’ nin en tuzlu ve en temiz kesimini oluşturuyor. Körfez, su altı akıntıları sayesinde dünya üzerinde kendi kendini temizleyen üç yerden biri olma özelliğine sahip. Hal böyle olunca ,kamp yapmasam da berrak suda yüzmek için de olsa, yazları mutlaka tatil rotama alıyorum burayı.

Yolculuğumuzu Erikli yolu üzerinden yaparak, Mecidiye köyünde alışveriş molası veriyoruz. Alışverişimizi buradaki yerel kasap, manav ve fırından yaparak, yerel esnafın da yüzünü güldürüyoruz. Daha sonra bozuk bir yoldan, kartpostal gibi manzaraya sahip kamp alanımıza ulaşıyoruz. Burası Gökçetepe Tabiat Parkı’nın yakınında ve kamp dışında bir yer.

İlk işimiz güneş batmadan, ormandan el birliği ile kuru dalları toplamak oluyor. Kampta herkesin farklı bir rolü olduğundan bu görev dağılımı arkadaşlık bağlarını da güçlendiriyor. Herkes kendi çadırını kurduktan sonra hava kararmadan akşam yemeği hazırlıklarımıza başlıyoruz ve kamp ateşimize kıvılcımı çakıyoruz.

Kamp ateşini bütün gece hiç söndürmeden, sürekli yakacak ile besleyip yakarak vahşi hayvanların da kamp alanımıza gelmesi önlenmiş oluyor. Sonuçta çadırlarımızı kamp alanı dışında kurduk.

Kamp malzemelerim genelde yazlık malzemeler olduğundan, çadırımın ve uyku tulumumun nisan ayına pek uygun olmadığını da anlamış oldum. Sanırım kamp malzemelerine biraz daha yatırım yapmam gerek.

Bu kısa ve güzel kamp deneyiminden daha sakin ve stresten arınmış şekilde ayrıldım ve buluşmaya ne kadar ihtiyaç duyduğumu fark ettim.
Aslında ofislere değil doğaya ait olduğumuzu hatırlıyoruz burada…

Paylaşın!Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on LinkedInShare on Google+Pin on PinterestShare on TumblrEmail this to someone

Elif Okurgan

Trakya Üniversitesi Kimya bölümü mezunu olan Elif, iş hayatına ilaç sektöründe devam etmektedir. Elif bir doğa tutkunu ve hayvanseverdir. Bunun dışında dünya tarihi ve coğrafyasına meraklı, yeni yerler ve lezzetler keşfetmeyi çok sever. | elif.okurgan@serinletici.com

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.