Antabus – Seray Şahiner

Türkiye’de kadın olmak nasıl bir his ? Şöyle sormam daha doğru olacak; Türkiye’de tek başınıza olduğunuz kimsenin sizi desteklemediği, korumadığı sadece bir yer olarak baktığı bir şekilde kadın olmak nasıl bir duygu?

Leyla, ailesi ile İstanbul’a göç eden İstanbul onun için sadece gecekondu mahallesi ve inşaat kalıntılarından kalan toz toprak. Hani o filmlerdeki Haydarpaşa garı veya Boğaz nerede? İstanbul’un ona filmlerdeki mutluluğu getireceğini kim söyledi ona?

İstanbul’un şartları ile küçük yaşta çalıştırıldı. Eve para getirmeliydi çünkü o fazladan bir boğazdı ve İstanbul’da ev almak için para birikmeliydi. Leyla’nın hayatı iş-ev ve Ömer’in güzel yüzü ile geçerken kim bilebilirdi tecavüz edileceğini.

Üçüncü sayfa haberlerinden bir karakter olmaya başlamasının filizleri oluşmaya başladı bile. Tecavüz olayını öğrenen ailesi onu korumak yerine ondan kurtulmanın yollarını arayarak onu alkolik biri ile evlendirdiler. Artık ailesinin istediği ev ve dükkan Leyla’nın evliliği ile gelmişti. Peki ona sordular mı ne olmak istediğini ?

“Ben, Osman kızı Leyla… Babamın soyadından çıkıp kocamın soyadına geçtim. Televizyonda görüyorum, bazı kadınlar evlenince kocalarının soyadını almıyor. Babalarınınkini sürdürüyor. Amaan, ne fark eder. Beni o adama veren babanın soyadını taşıyıp ne yapacağım? Hele bazısı hem babasının hem kocasının soyadını taşıyor ki Allah muhafaza… İki celladımın da soyadını taşıyacağım he mi? Topunun soyuna kibrit suyu. Ben, Osman kızı Leyla, Remzi’nin karısı Leyla oldum. Bana sorsalar, sadece “Leyla” olmak isterim. “Leyla’yla Mecnun” bile değil, düz Leyla…”

İçimizin acıdığı ama kendi dertlerimizin peşinden koştuğumuz bir hayat yaşarken üçüncü sayfa haberlerini okuyup sonra üzüldüğümüz ama daha sonra da dertlerimizi yaşadığımız hayat. İşte Seray Şahiner bizi Leyla ile tanıştırarak kafamıza kafamıza vurmamızı sağladı. Okurken kendinizi toplum eleştirilerini okurken Leyla için bir şeyler  yapmak gerektiğini düşünerek buluyorsunuz. Etrafımıza baktığımızda bir sürü Leyla var ve bizim de onlara yardım etmemiz gerekiyor.  Kitabı mutlaka okumalısınız.

”Üçüncü sayfa haberleri üç-beş satırdan ibaret olsa da hikayeleri; “kırk katır mı kırk satır mı? dır.”

”Dizilerde de hep böyle oluyor. Başrol oyuncusu bir şey unutup bir yere geri döndü mü kesin başına bir şey gelir. İşte, televizyonda başına bir şey geldi mi başrol oluyorsun, hayatta başına bir şey geldi mi figüran. Ben de figüranmışım, ilk o gün anladım.”

“Seyirciler hep olur. Önceleri utanırdım. ‘El aleme rezil oluyoruz’ diye. Asıl el alem bana rezil oluyor. Görüp de görmeyerek. Madem beni yok sayıyorsunuz. Ben de sizi yok sayıyorum.”

”Alyansı parıl parıl parlıyor. Yeni evli zaar. Yeni evliler hep böyle ocakta yemekleri varmış gibi telaşla koşar kocalarına. Birkaç yıl geçsin, “yemeğin dibi tutmuşu makbul” demeye başlar. Evine koştuğuna göre, seviyor kocasını demek. Aferin kızın ailesine, hem okutup koskoca hemşire çıkarmışlar hem de sevdiğine vermişler. Yeri geldi mi damada diyorlardır ki, “Oğlum bu kızı sahipsiz belleme, arkasında dağ gibi babası var. Ezdirmeyiz.” Aile dediğin bu hemşireninki gibi olacak.”

”Mesela ben dayak yedim diye karakola gitsem, biriniz şahitliğe gelmezsiniz, niye? E aile meselesi ne de olsa, yarın öbür gün ben kocamla iyi olurum, hatta size, “Sana ne be, kocam değil mi döver de sever de,” bile derim de, siz kötü olursunuz di mi? Siz karışmazsınız. Bana üzülürsünüz tabii ama taraf tutmazsınız… Öyle de bir tutarsınız ki: Ben zulüm çekerken susuyorsanız, kocamın tarafındasınız. Siz, erkek tarafısınız.”

Fulden Ufacık

İstanbul Üniversitesi’nde işletme eğitimi gören Fulden, okuduğu kitaplar ile kitap sevgisi aşılamayı amaçlıyor. Onun istediği hayatınızdaki dertlerden beş dakika bile olsa uzaklaşıp başka dünyalara yelken açmanızı sağlamak.

İlgili Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.