Close

Mary Shelley Frankenstein ya da Modern Prometheus

Frankenstein dediğimizde hepimizin aklına bir figür geliyor. Peki bize sunulan Frankenstein ile Mary Shelley’nin Frankenstein’i aynı mı?

“Bugün Frankenstein ismi herkesçe bilinse de, zihinlerdeki kavram Shelley’nin yarattığı roman kahramanına ait değil; daha çok sinema ve televizyon yapımları tarafından popülerleştirilen bir tasarım söz konusu. Görsel anlamda da böyle: Frankenstein canavarı dediğimizde hayalimizde beliren resim, bilhassa Boris Karloff’un rol aldığı 1931 tarihli uyarlamanın ve onu kopyalayan sonraki yapımların zihinlere kazıdığı, dikdörtgenimsi kafalı, düşük gözkapaklı, kısa saçlı, boynunda kalın çivi benzeri çıkıntılar bulunan yaratık. Bu görüntünün Shelley’nin tasvirinden uzak olduğunu anlamak için, romanda yarattığı “parlak, siyah ve uzun” olarak betimlendiğini görmek yeterli. Popüler kültürün iki asırdır sömürdüğü Frankenstein imgesi, bu imgeye kaynaklık eden kitabı yani asıl Frankenstein’i silmiş, uzaklaştırmış bizden. ”

Frankenstein’in temellerini atan Mary Shelley bu karakteri bir akşam eşi ve arkadaşlarıyla birbirlerine korku hikayeleri anlatmaya karar verdiklerinde kurgulamış ve daha sonra da yazıya dökmüştür. O sıralarda yazar 19-20 yaşlarındadır.

Kitabın önsözünde yazarın daha sonraki senelerde sadeleştirmeye gittiğini ancak bu sadeleştirme kitabın özüne dokunulmadan yapılmıştır.

“… alt başlıktaki Prometheus bilindiği gibi, Tanrıların ateşini çaldığı için cezalandırılan titandır. Çalınan ateş metal işçiliğinin önünü açtığı için, Prometheus’un ismi insanların eriştiği bilgi ve aydınlanmayla bağlantılı şekilde anılır olmuştur. Prometheus’un ateşinin Frankenstein romanın karşılığı elektriktir.”

Kitabın konusuna gelelim;

Viktor Frankenstein bilimin gücü ve merakının tılsımını kullanmak isteyen biridir. Bir çok araştırma yapar, deneyler yapar. En sonunda ölümün arkasında bulunan gücü alt edebileceği ve tekrardan yaşamın sağlanacağını anlar. Bu yolda çalışmalarına devam ederken yarattığı canlının çok güçlü olacağını kudreti ile onu ünlü bir biliminsanı yapacağını düşünerek daha çok çalışır. Sonunda yarattığı varlığı canlandırmaya gelmiştir iş. En önemli kısım ya başarılı olacaktır ya da başarısız.

Canlandırma işleminden sonra karşılaştığı manzara karşısında ne yapacağını bilemez. Yarattığı varlık korkunçtur ve hiç düşünmeden oradan uzaklaşır. Artık hayatı eskisi gibi olmayacaktır. Romanda da yaşadıklarını okuyoruz. Ancak yaşadıklarını Kuzey Deniz’inde keşif yapan Walton’a anlatır. Romandaki karakterler yazılan dönemin etkisinde yazılmıştır. Romanın sonunu da Walton’un kız kardeşine yazdığı mektuptan okuyoruz.

Yazar, Viktor’un canavarı yaratması Milton’un Kayıp Cennet isimli romanına atıfta bulunarak yazmış. Milton, Tanrı’dan bahsederken Victor (zafer) ismini de kullanır. Bu yüzden ana karakterimizin ismi Victor.

“Aslında roman, adını Victor Frankenstein isimli kurmaca karakterden alır; Victor’un yarattığı varlığın ise verilmiş bir ismi yoktur. Frankenstein hikaye boyunca kendi yaratığını türlü türlü kötüleyici sıfatla -canavar, şeytan, sefil, iblis, ifrit- anar, fakat ona bir “isim” koymaz. Bu manada belki yaratığa “Frankenstein” demek hakkaniyetli bir dürtünün sonucudur, çünkü yaratık Victor’ın çocuğu, onun eseridir: Dolayısıyla hakçası, onun aile adını taşımasıdır bir bakıma. O çağda yeni yeni gelişmekte olan çağdaş bilimin büyüsüne kapılan Victor, cansız maddeye can vermenin yolunu bularak bir varlık meydana getirir, ama esrinin korkunçluğundan dehşete düşerek kaçar; onu dünyada bir başına bırakır. Shelley’nin kitap boyunca vurguladığı gerçek, “Frankenstein canavarı”nın dünyaya bir bebek kadar günahsız geldiği, ancak yaratıcısı tarafından reddedilip karşısına çıkan tüm insanlar tarafından dışlandığı, horlandığı için bir “canavar”a dönüştüğüdür.”

Aslında insanları sadece dış özelliklerine göre yargılamanın ne kadar yanlış olduğunu bir kere daha anladım. Onun istediği sadece sevgiydi ama ona verilen tek şey nefretti. Kendisi yaratan kişi bile ondan nefret ediyordu. Bunu bilerek okumak beni etkiledi. Ama onun canavara dönüşmeyi seçmesi de onu haklı iken haksız yaptı.

Romatizm akımıyla Gotik Edebiyatının özelliklerini birleştiren bir eser. Eğer gotik edebiyatına başlamak istiyorum ama fazla da korkunç olmasın diyorsanız bu eseri öneririm.

“İnsan aynı anda hem bu denli güçlü, erdemli ve muhteşem, hem de bu denli habis ve bayağı mıydı gerçekten? Bir an kötülükten ibaret görünüyordu, başka bir ansa asil ve tanrısal kabul edilebilecek ne varsa onda toplanıyordu.”

“Yapısı böyle tuhaftır ruhlarımızın: Başarı yahut yıkımla aramızdaki bağ bu kadar zayıftır.”

“Duygularımız nasıl da değişken, perişanlığın zirvesindeyken yaşama tutunma aşkımız ne kadar gariptir!”

“Ne durdurabilir insanın kararlı yüreğini, azimli iradesini?”

“Ne garip bir şeydir bilgi ! Zihne yerleşti mi, bir daha ayrılmaz ordan. Tüm düşünceleri ve duyguları silkeleyip atmayı arzuladığım oldu, fakat öğrendim ki acı hissini yenmenin tek yolu vardır ve o da ölümdür.”

“Her gün gördüğümüz ve varlığını varlığımızın bir parçası gibi benimsediğimiz kişinin sonsuza kadar aramızdan ayrılabileceğini, sevdiğiniz o gözlerdeki ışıltının sönüp gittiğini ve kulaklara öylesine aşina ve kıymetli gelen bir sesin susabileceğini, bir daha hiç duyulmayacağını akla kabul ettirmek öyle uzun zaman alıyor ki…”

Fulden Ufacık

İstanbul Üniversitesi’nde işletme eğitimi gören Fulden, okuduğu kitaplar ile kitap sevgisi aşılamayı amaçlıyor. Onun istediği hayatınızdaki dertlerden beş dakika bile olsa uzaklaşıp başka dünyalara yelken açmanızı sağlamak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.