Close

Kitap yorumundan önce şunu söylemem lazım, bana göre bu kitabı dine inananlar kişilerin seveceğini düşünmüyorum. Çünkü yazarın Tanrı’ya inanmaması, yazdığı son romanı Kabil’de kendini buram buram hissettiriyor.

Ancak zaman kavramı yıkacak bir roman okumak istiyorum. Biraz sorgulayacağım biraz da düşüneceğim bir eser okumalıyım diyorsanız yazının devamı sizi mutlu edecektir.

Eser meşhur Cennet Bahçesinde başlıyor. Adem ile Havva’nın yasak elmayı yemesinden dolayı kovulduğu cennet bahçesi. Tanrı’nın (yazar Tanrı yerine Efendi kelimesini kullanıyor. Hatta ilk cümlesinde bile bunu dile getiriyor.) deney olarak düşündüğü Adem ve Havva’nın yaşamı o elmayı yemeleri ile değişmeye başlıyor. Cennet bahçesinden kovuluyorlar. Şimdi yazarın okuyucuya sorduğu soru ise inanan ve inanmayan insanları ikiye düşürecek türden. Eğer o yasak elmanın yenmesini istemiyorsa neden oraya o ağacı dikti? Neden kendi yarattığı insanları sınıyor? Kendisine inanılmadığını düşünecek kadar kibirli mi? Ve onun istediği olmayınca cezalar verecek kadar kinci biri mi?

İşte bu soruları okuyucuya sordurarak devam ediyor. Adem ve Havva yedikleri yasak elma yüzünden Efendi tarafından cezalandırılıp Cennet Bahçesi’nden kovuluyorlar. Artık Cennet Bahçesi’nin kapısı onlara kapanmışken zor hayat şartlarından dolayı Havva’nın Kerubi’ye (Cennet Bahçesi’nin önünde nöbet tutan melek) yiyecek için yalvarmaya gitmeye karar verdiğinde Adem ona gülmüştür. İşte burada kadın-erkek eşitsizliğine dem vurarak Adem’i eleştirir. Bu eleştiriyi kadının gücünü fark etmeyen herkese yapar aslında. Çünkü isteyen bir kadın her şeyi yapar.

Meleğin onlara yol göstermesi ile yeni yaşamları başlar. İşte bu yaşamlarında doğan Habil ve Kabil’in birbirleri için her şeyi yapan bu kardeşleri sınamaya karar veren Efendi, bu sınamanın sonunda Kabil’in Habil’i öldürmesi ile ona görünmeye karar verir.

“Kardeşine ne yaptın, diye sordu kabil ona başka bir soruyla cevap verdi, Kardeşimin bekçisi miyim ben, Onu öldürdün, Doğru, ama ilk suçlu sensin, sen benim yaşamımı mahvetmeseydin onun yaşaması için kendi canımı verirdim, Seni sınamak istemiştim, Sen kimsin ki kendi yarattıklarını sınıyorsun, Ben her şeyin egemen sahibiyim, Bütün varlıkların da diyebilirsin, ama ne benim ne de özgürlüğümün sahibisin, Öldürme özgürlüğünün mü, Tıpkı Habil’i öldürmemi önleyebilecekken öldürmeme izin vermekte senin de özgür olduğun gibi, bütün diğer tanrılarda olduğu gibi sende de olan o yanılmazlık gururunu bir an terk etmen yeterli olurdu, bir an için gerçekten bağışlayıcı olman, alçak gönüllülük gösterip benim sunduğumu kabul etmen yeterli olurdu, çünkü onu reddetmemeliydin, tanrıların, ve tüm diğerleri gibi senin de, yarattığınızı söyledikleriniz karşısında görevleriniz var, ”

Peki Habil’in ölümünden de Efendi sorumlu muydu? Kabil’e verdiği ceza ile artık o yeryüzünde kaçak ve serseri olarak dolaşacaktı. İşte bu dolaşmasıyla yeryüzündeki zaman kavramını yitirerek (zaman gerçekten var mıydı? yoksa şimdiki zaman geçmiş miydi?) Eski Ahit’in olaylarının içinde bulacaktır.

Nuh’un gemisi, Hz İbrahim ve oğlu İshak, Sodom Ve Gomore şehirlerinin yok oluşu, Lut, Lilith, Babil Kulesi olaylarına farklı bir bakış açısıyla okurlarına sunmak istemiş yazar. Bunu yaparken sanki Kabil eğitime yeni başlamış biriyken her olayın sonucunda sorgulamaya başlıyor. Neden Efendi böyle davranıyor? Neden günahsız olanları da cezalandırıyor? Neden yardım dileklerini yerine getirmiyor?

Adaletin, cezanın, suçun, inancın, cinayetlerin, savaşların, hırsların iç içe olduğu insanlık bu dünyayı hak etmiş midir? Bu dünyada sadece kötüler mi vardır?

Bütün sorularınıza yenilerinin ekleneceği ve sizi şaşırtacak bir eser Kabil. Okurken ben keyif aldım birde bir anda başka bir zamanda kendinizi bulmanız sizi belki yorabilir. Yorumun en başında yazdığım gibi herkesin seveceğini düşünmüyorum.

“…,bana kim olduğumu sorarsan, senin kim oluğunu bilme hakkımı da tanırsın.”

”Belirsizliğin yolu başlangıçta dardır, ama onu genişletmeye hazır biri elbette olacaktır; bir halk özdeyişini tekrarlarsak, belirsizlik yemek yemek ya da kaşınmak gibidir, önemli olan başlamaktır.”

Her şey gibi kelimelerin de kendi neden, nasıl, niçinleri vardır. Gösterişli olan kimileri tumturaklı bir havada bize seslenirler, sanki büyük işler için yaratılmış gibi kasılırlar, ama sonunda hafif bir yel bile olmadıkları, bir değirmen kanadını bile döndüremedikleri ortaya çıkar; sıradan, alışık, her günkü kelimeler olan diğerleri ise kimsenin ön göremeyeceği sonuçlara yol açar, bu iş için doğmamışlardır ama yine de dünyayı altüst ederler.”

“Dökülen süte ağlamak işe yaramaz derler ama doğru değil bu ,bir anlamda eğitici de ,çünkü bu bize insanların bazı yaklaşımlarının ne ölçüde düşüncesiz olduğunu gösterir;şöyle ki,eğer süt dökülmüşse dökülmüştür ve bezle silmekten başka bir şey gelmez elden ,ve eğer Habil iblisçe öldürülmüşse birisi onun yaşamını elinden aldığı içindir.”

“Bağa giren de bağcı kadar hırsızdır, dedi kabil,”

“Yalan söylemek ödleklerin en beteridir,”

Fulden Ufacık

İstanbul Üniversitesi’nde işletme eğitimi gören Fulden, okuduğu kitaplar ile kitap sevgisi aşılamayı amaçlıyor. Onun istediği hayatınızdaki dertlerden beş dakika bile olsa uzaklaşıp başka dünyalara yelken açmanızı sağlamak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.