Close

Büyüdükçe çocukluk hayallerimizi bir bir rafa kaldırdık. Bu hatayı kim bilir kaçımız yaptık ve olmak istediğimiz değil de olmamız beklenen kişilere dönüştük. Fakat bir zamanlar farklı hayallerimiz vardı. Çok derinlerde de olsa hatırlamamız an meselesi…

Serinletici Sinema Kulübü’nde haftanın filmi ‘A Good Year (İyi Bir Yıl)’ sizlere çocukluk hayallerinizi ve aslında olmak istediğiniz kişiyi hatırlatacak.

Finansal bir yaşam.
Max, rakamların adamıydı. Finans dünyasının en hırslı simsarlarından biriydi. Onun için zaman demek para demekti. Ve zamanını tatil, dost ziyaretleri, geçmişi yad etmek gibi gereksiz şeylere harcamazdı. Günün birinde eline geçen bir mektup geçmişle arasında bir bağlantı kurmasının belki de tek yoluydu. Onun takıldığı şey ise ne yazık ki yine ve yine ‘rakamlar’ idi.

Sihirli sözcük: Miras.
Max’in çocukluğunda önemli bir yere sahipti Henry. Annesi ve babası, o daha küçükken yaşamlarını yitirmişti. Yaz tatillerini Henry amcasının yanında geçirmek özetle küçük Max’in hayatını kurtarmıştı. Henry Max’e kim olduğunu ve kim olmak istediğini göstermişti. Sonra ise araya zaman girmişti. İnsanların bencilliği ve nankörlüğü de zamanın peşinden gelivermişti. Max, Londra borsasında tanınan biri haline gelirken hayattaki tek akrabası olan Henry’yi geçmişe gömmüştü.

Yeniden Paris!
Max, Fransa’ya gitmeyeli yıllar olmuştu; ama ortada milyonlar vardı. Dolayısıyla buna değerdi. Henry amcası sessizce bu hayattan göçüp gitmişti, ardında ise üzüm bağlarına ev sahipliği yapan büyük bir çiftlik bırakmıştı. Çiftliğin tek varisi Max idi. Aslında amacı evi bir an önce satıp burayı terk etmek iken başına gelen türlü felaketler bu muhteşem anılarla dolu çiftlikten ayrılmasını adeta imkansız hale getirmişti.

Ve anılar sinsice ortaya çıkar.
Max, duygularını silip atmıştı. Yıllar yılı iş yaşamındaki başarıları ona para ve güç getirmişti. Zamanla duygu yoksunu biri haline gelmişti. Oysaki bu ev, bu çiftlik, üzüm bağları ve şaraplar ona mutlu anıları anımsatıyordu. Hatta anımsatmaktan fazlasını yapıyorlardı, her biri Max’in kalbinde birer pişmanlığa dönüşüyordu.

Tam da kalbindeki buzlar eriyorken…
Max hala sinsi anılara direnmeye çalışırken karşısına bir de ‘aşk’ çıkıverir. Fanny de Max de birbirlerine karşı duydukları ilgiyi bir hayli mantıksız bulsalar da bir şans vermenin çok da saçma olmayacağına karar verirler. Ve belki de birbirlerine hayatlarının şansı olarak görmeye başlayacakları anın adımları atılır.

Son: Peki şimdi ne yapmalı?
Max ne geçmişteki o küçük çocuğun anılarını görmezden gelebiliyordu ne de son on yıldır olduğu kişi olmaktan vazgeçebiliyordu. En iyi yaptığı şey para kazanmaktı; o halde hesabında yüklü bir meblağ ile buradan ayrılmalıydı. Fakat bir şeyler ona yanlış yaptığını fısıldıyordu. İçindeki sese kulak vermeyeli yıllar olmuştu. Galiba en iyisi Henry amcasının anılarına sadık kalmaktı. O anılar sayesinde şu an olduğu kişiye dönüşmüştü ne de olsa.

Sizce de pazartesi gününü alıp uzaklara götürecek bir film değil mi?
İyi seyirler…

Serinletici Sinema Kulübü puanı: 

Fragman:

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on Facebook
Facebook
Share on Google+
Google+
Share on LinkedIn
Linkedin
Email this to someone
email
Tagged

Neval Erbak

Kocaeli Üniversitesi Radyo, TV ve Sinema bölümü mezunu olan Neval, İletişim Fakültesi radyosunda yayınlanan ‘Dört Köşe’ adlı programıyla, Aydın Doğan Vakfı 23. Genç İletişimciler Yarışması İşitsel Dal/Müzik Programı kategorisinde 1.'lik ödülü kazandı. Neval, Serinletici'de kültür-sanat, yaşam-eğlence üzerine yazılar yazıyor.