Close

Son Ada kitabını okurken aklıma Tolstoy’un şu sözü geldi:

“Tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar. Ya bir insan bir yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir.”

İşte o cennet olarak bahsedilen adaya “O” geldikten sonra yaşanılanları okuyacağız bu kitapta. İyilik, kötülük, baş kaldırma, çıkarların üstünlüğü birbirileri ile mücadele ederken kazanan kim olacak?

Son Ada’da martılarla insanlar iç içe huzur içinde yaşarken bu ada için beklenmeyen bir durum ortaya çıkar. Adadaki evlerden biri “Satılık” ilanı ile gazetede bahsedilmiştir. Bu durumun ilginç olmasının nedeni, bu adadaki insanların ülkenin kötüye giden durumundan kaçmak -bir nevi sığınmak için- bu adaya gelmeleri ve kimsenin bu evlerini satmamasıdır. İşte bu ilan sonucu artık emeklilik hayatına atılan eskiden ülkeyi yönetmiş Başkan bu adadaki evi satın alır.

İşte yaşanacak her şey onun gelmesi ile başlar. Huzur içinde yaşayan insanlar bir anda Başkan’ın dediklerini yapmaya başlayan, onun emrinden çıkmayan, “o ne derse doğrusunu söyler. Her şeyi bizim için yapıyor.” diye düşünen insanlara dönüşmeye başlayacaktır. Tabi bu duruma sessiz kalmak istemeyen Yazar ve başkan arasındaki düşmanlık adalıların gözünden kaçmayacaktır.

Yazar, ne olursa olsun doğru bildiğini savunan, baş kaldıran, boyun eğmeyen insanı simgeler bu kitapta. Çoğunluğa karşı çıkan birinin yaşayacaklarına şahit olacaksınız. Peki ya adanın eski sakinleri olan martılar? Sadece varlıkları ile Başkan’ı tehdit eden bu hayvanlara savaş açacak kadar kontrolünü kaybeden Başkan’nın ve ada halkının yaşadıklarını okumak ister misiniz?

Sizi uyarmam gerekiyor. Bu kitapta martıların çığlıklarını, direnişin önemini, iyilik-kötülük kavramlarını, savaşı, nefreti ve güçlü olanın sonuçlarını okuyacaksınız. Güçlü olmak ve o gücü ele geçirme isteğinin ektisine şahit olacaksınız.

Yaşar Kemal kitabın ön sözünde şu cümleyi kurmuştur: “Bir roman kalıcı bir roman olacaksa dilini kendi yaratacaktır. Zülfü bu romanında romana göre bir dil yaratmıştır, bundan dolayı da kalıcı olacaktır.”

Kitabı okurken yaşanılan olayları hissedeceksiniz. Kitabın siyasi olaylara eleştiri yaparak bir ütopyanın verilen kararlarla nasıl distopyaya dönüştüne şahit olacaksınız.

“Zulme karşı direnmeyen insan önce onurunu ve özsaygısını yitiriyor.”

“Zaten bir yerde kötülük varsa, orada herkes biraz suçludur.”

“Şiirler silahtan güçlüdür! ”

“Biz insanlar evren hakkında düşünürüz, yargılara varırız ama evrenin bizim hakkımızda ne düşündüğünü hiç merak etmeyiz.”

“Halk dediğin değişken bir şeydir.” dedi. “Bugün böyle davranır, yarın tam tersini yapar. Teşvik ve tehdide bağlı…”

“Sen de anlatıda kendi sesini bulmalısın.”

“kendi sesin! İşte en önemli şey bu. Senin sesin! Dünyada hiçbir tarza, hiçbir modaya oturtulamayacak kadar senin olan bir üslup. Elin gibi, gözün, bakışın, gülüşün gibi senden bir parça.”

“Her hikaye kendi biçimini bulur.”

“İçinde yaşadığı koşullar ve iklim insanı değiştiriyordu.”

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on Facebook
Facebook
Share on Google+
Google+
Share on LinkedIn
Linkedin
Email this to someone
email

Fulden Ufacık

İstanbul Üniversitesi’nde işletme eğitimi gören Fulden, okuduğu kitaplar ile kitap sevgisi aşılamayı amaçlıyor. Onun istediği hayatınızdaki dertlerden beş dakika bile olsa uzaklaşıp başka dünyalara yelken açmanızı sağlamak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.