Annabel Lee – Edgar Allan Poe

Edgar Allan Poe’nun şiirlerinde melankolik bir hava mevcut. Mitolojik öykülerden esinlenilmiş, kasvetli, korku ve hüzün ve ölüm dolu şiirler.. Şiirlerde ruhun ne hissettiğini ve önemine de dikkat çekmiş.

“YALNIZ

Olmadım çocukluğumdan beri
Başkalarının olduğu gibi –
Görmedim dünyayı, nesneleri
Başkalarının gördüğü gibi –
Kandırmadı hüznümü, tutkuları
Aynı ortak pınarların suları
Aynı zevki duymadı yüreğim
Aynı şevkle uyanmadı yüreğim –
Sevdiğim her şeyi yalnız sevdim –
Çocukluğumda, çocukluk çağında
Fırtınalı bir ömrün derinliğinden
Çıktı hâlâ tutsağı olduğum gizem –
Çıktı sellerden ya da pınarlardan –
Dağlardaki kızıl kayalıklardan –
Gölgesi dolanan güz güneşinden
Onun sonsuzdaki altın renginden
Çıktı gökyüzünün yıldırımlarından
Yanımdan uçarak geçtiği zaman.
Ve kasırgadan, gökgürültüsünden
Ve buluttan ve bulutun sisinden
(Havanın kalanı mavileştiği an)
Gözlerimde iblis şeklini alan.
1829”

Kitabı bir anda okumanızı tavsiye etmem. Şiirlerin daha iyi anlaşılması için şiirlerden sonra bu şiirler ile ilgili açıklamalar mevcut. Bu sayede şiirlerin ruhuna kolaylıkla adapte olabileceksiniz.
Aşkın güzel duygusunu da hüzün ile yeniden yaşatmak istemiş bana göre.

“Tenha bir gülün bile bitmediği
Şu yolumun çevresine yığılan
Kötülükler arasında sevgili
Bir şey var hiç değil, beni avutan
Seninle ilgili rüyalarımda.
Yumuşak bir erincin Cennetini
Yaşar ruhum o düşlerde, orada.

Senle olan anılar benim için
Büyülü, uzak bir ada gibidir
Kuşattığı uğuldayan denizin –
Özgür, uzak, ürperen okyanusun.
Ama orda, hiç değil, duru gökler
O ışıklı adanın tam üstünden
İnsanlara sürekli gülümserler.”

Yaşadığı olayların etkisi ile yazdığı şiirler de yer alıyor. Ben okurken keyif aldım ancak şiir okumaya yeni başlıyorsanız sizi yorabilir.

“Dinleyin çınlayan çanları
Demir çanları
Hangi kutsal düşünceye sesleniyor şarkılar
Gecenin sessizliğinde
Nasıl da titriyoruz dehşetle
Hazin sesi tehditler savurduğunda
Zira paslı gırtlağından
Dalgalar halinde çıkan
Her ses bir iniltidir.
Ve insanlar – oy, insanlar –
Çan kulesinde yapayalnız
Yaşayan insanlar
Çan çalanlar, çalanlar, çalanlar
Bu boğuk tekdüzelikte
Onur duyarlar
İnsan yüreğinde taş yuvarlamaktan –
Ne erkektir onlar, ne kadın
Ne hayvandırlar, ne insan
Hortlaktır onlar,
Kralları da bu çanı çalan.”

Kitabın içerisinde Edgar Allan Poe’nun en çok bilinen iki şiiri: Kuzgun ve Annabel Lee şiirleri bulunmaktadır. Şiirlerin açıklamalarından sonra Edgar Allan Poe’nun hayatının da anlatılması şiirlerle bir bütünlük sağlamış. Çeviri olduğu için dil olarak biraz yorabilir ancak ben sevdim. Eğer ingilizceniz iyiyse orijinal diliyle de okuyabilirsiniz.

“Gözlerini görüyordum yalnızca – her şeydiler benim için
Gözlerini görüyordum yalnızca
– Yalnızca gözlerini saatler boyunca
Gözlerini görüyordum ay batınca
Nice vahşi sevda öykülerini kazıyormuş gibiler”

“Bazı nitelikler var – bazı cisimsiz şeyler
Özellikleri iki, yaşamları ikidir
Kimi maddeden türer, kimi ışıktan türer
Kimi somut, katıdır, kimi soyut, gölgedir.
Çift yüzlüdür Sessizlik – deniz, kıyı – gövde, ruh
Bir yüzü hafif yeşil tenhalarda oturur;
Saltanatlı insanlar, silik anımsamalar
Gözyaşının bilimi onu dehşetten korur,
Adı “Yok Artık”tır, Sessizliğin gövdesidir,
Tek bir kötü güç bile barındırmaz içinde.”

“Sevilmek mi istersin? – sakın sapma
Şu anda gittiğin yoldan ayrılma!
Şimdi neysen, olduğun gibi ol da
Olmadığın hiçbir şeye kapılma.
Davranışın, inceliğin böylece
Güzellikten de güzel – dünyamızda
Sonsuz bir övgü konusu olacak
Ve sade bir görev olacak aşka.”

“Solgun taşlarız ama asla güçsüz değiliz
Hayır güçten düşmedik, ünümüzü yitirmedik –
Hayır bozulmadı büyümüz, namımız yürüyor –
Hayır bizi kuşatan görkemler tükenmedi –
Hayır bizde uyuyan gizemler tükenmedi –
Hayır elbise gibi gövdemize sarılan,
Bizi utkudan öte bir giysiyle donatan,
Katlayıp astığımız tüm anılar bitmedi.”

“BİR DÜŞ

Karanlık gecede düşler olur ya
Ben de ölü bir kıvancı düşledim –
Yaşamlı, ışıklı, uyanık rüya
İçimi sızlattı, biraz incindim.

Nedir gündüzleri rüya olmayan
Gözleri çevresindeki nesnelere
Geçmişe dönük bir ışıkla bakan
İnsanlar için rüya olmayan ne?

O kutlu düş – oy, o kutlu düş
Kınarken beni bütün dünya,
Yalnız bir ruha yol gösteren
Tatlı ışığıyla kıvanç verdi bana.

Titrese de fırtınada, gecede
Titrese de ışığı uzaklarda –
Ondan duru, parlak ne olabilir
Gerçeğin gündüz yıldızı altında.”

“ŞARKI

Seni gördüğüm o gün, düğün gününde –
Parlıyordu al aldı yanakların,
Dünya bütün bir sevdaydı önünde
Mutlulukla sarmaş dolaştın.

Alevli bir ışık vardı gözünde
(Bilinmez, kim bilir neydi)
Üzgün gözlerimin şu yeryüzünde
Gördüğü tek albeniydi.

Utançtansa yanağındaki allık
Gelip geçer o zaman,
Ne ki daha beter yanıp tutuşan
Bir alev var adamın göğsünde, yazık.

Seni gören adamın, düğün gününde;
Parlıyordu, al aldı yanakların.
Dünya bütün bir sevdaydı önünde,
Mutlulukla sarmaş dolaştın.”