Film İncelemesi: Bicentennial Man (1999)

“Ev işlerini yaptırtacak bir yardımcı mı arıyorsunuz? Ya da başka bir deyişle yanı başınızdan ayrılmayacak, gel denince gelecek ve git denince gidecek bir uşağa mı ihtiyacınız var? O zaman yeni milenyumun son icadı NDR-114 tam size göre!”

Bir makineden bahsediyoruz. Bir makine için duygularını harcayamazsın.

Bu ve/veya buna benzer hayal gücünüzde yaratacağınız gerçeğe yakın reklamların ardından Martinler, ailelerine NDR-114’ü katmaya karar verirler. Yeni hizmetkarları için kuşkusuz en hevesli isim ailenin babası Richard iken, NDR-114’e eşi ve iki kızı daha mesafeli yaklaşmayı tercih etmiştir. Tabii ki robota geldiği gibi Andrew ismini takan Amanda’nın hızlı adaptasyonunu (Little Miss) saymazsak.

Andrew sen eşsizsin.

İnsanlığa olan saygılı programlanışı, kısa sürede Andrew’u normal bir aile üyesi haline getirmiştir. Robotun sanata ve insanlığa dair duygusal öğelere olan ilgisi, bir noktadan sonra bozuk olup olmadığının dahi sorgulanmasına sebebiyet verirken, NDR-114’ün üreticileri bu özelliklerden yoksun bir robotu aileye vermeyi teklif etmiştir.

Hayatım boyunca etrafımdaki şeyleri anlamaya çalıştım. Benim böyle olmamın bir sebebi olmalı.

Ancak Andrew’un bozuk olmanın ötesinde, diğer NDR-114’ler arasında üstünlüğü ve aileyle olan bağı ağır basarak kendisini Martinler’in yanında tutmaya yetmiştir. Ama bir yere ve bir sebebe kadar.

Tek bir düşünce uğruna savaşmışlar, milyonlarca insan ölmüş. Özgürlük uğruna. Bütün bu insanlar için bu kadar önemliyse sanırım sahip olmaya değer bir şeydir.

İnsani değerlerini her geçen gün geliştiren Andrew için bir noktadan sonra özgürlük çanları çalmaya başlar. Yaptığı minik işleri profesyonel hale getirerek kendine bir birikim bile hazırlayan Andrew, kendi isteğiyle aileden ayrılır. Artık kendi evi ve özgürlüğü olan Andrew’un, insansılaşma serüveni burada da bitmez.

İnsanlar zamanla olgunlaşır.
Senin içinse zaman bambaşka bir olgu.
Senin için zaman sonsuz.

Sevdikleri insanlar bir bir dünyayı terk ederken Andrew için artık tek mutlak hedef vardır: Birlikte yaşadığı insanlarla beraber ölmek. Görüntüsünü insansı öğelerle değiştiren Andrew’un çalışmaları kendine yapay organ yapmaya kadar uzanırken, bu organların madalyonun diğer yüzü; insanlık için de kullanılabilmesi bilimsel olarak çığır açıcı neticelere ulaşmasında yardımcı olur. Artık sorulacak tek bir soru kalmıştır: Andrew ne kadar insan olmuş ve bunu ne kadar kabul ettirecektir?

Robin Williams’ın artık söylemeye bile gerek bıraktırmayan muhteşem oyunculuğuyla bezenmiş Bicentennial Man’i, hayli ilgi çekici olarak başlayıp yaklaşık olarak filmin yarısından itibaren monoton, hatta monoton-sıkıcı bir çizgiye inen bir yapım olarak değerlendirebiliriz.

Gelecek olarak adlandırılan içinde yaşadığımız yıllara yapılan vurgularda, keşfedilmemiş icatlarla eğlenebileceğinizi de eklemekte fayda var.

Alıntılar için Neval’e sevgiler..

Facebook Yorumları
Paylaşın!Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on LinkedInShare on Google+Pin on PinterestShare on TumblrEmail this to someone

Tolga Erbak

1986 yılında Kırklareli’de doğan Tolga Erbak, ilk ve orta öğretimini aynı şehrin Lüleburgaz ilçesinde tamamladı. Eğitim yaşamına İstanbul Kültür Üniversitesi’nde işletme okuyarak devam eden Tolga, üniversite yaşamının ardından İngiltere’de dil eğitimini tamamladı. Bu süre zarfında online dergi EDergim’in genel yayın yönetmenliği, yabancı film/diziler için altyazı çevirileri ve çeşitli dergi & sitelere Formula 1 haber çevirileri yapıp köşe yazıları yazan Tolga, aynı zamanda Türkiye’de önemli yer tutan sözlük sitelerinden Limon Sözlük’ün de kurucusu. Tolga Erbak’ın 2010 yılında başladığı ilk romanı Gidecek Var, yaklaşık 1,5 yılda tamamlandı ve 2012′nin Aralık ayında, Cinius Yayınları’ndan çıktı. 2015 yılında Beykent Üniversitesi İşletme Yönetimi (MBA) bölümünde yüksek lisansını tamamlayan Tolga, yine 2015’te, internet kullanıcılarının değişen beklentileri çerçevesinde Limon Sözlük’ü yeniden konumlandırarak aktüel haber-eğlence sitesi Serinletici'nin kurulmasına öncülük etti ve halen Serinletici'nin genel yayın yönetmenliği konumunda yer alıyor. | tolga.erbak@serinletici.com

İlgili Yazılar:

8 Responses

  1. Neval Kurtulmuş dedi ki:

    İnsan olmak isteyen bir makinenin hem eğlenceli hem de duygusal hikayesini anlatan güzel bir film. Tolga’nın da bahsettiği sıkıcılık ve monotonluk çizgilerinde dolaşan kısımlar olmasa daha da güzel olabilirdi. Çok güzel bir yazı olmuş, eline sağlık. Sevgiler:)

  2. Sema Doğan dedi ki:

    Filmin iki yarısı arasında bu kadar dramatik bir fark olabileceğini tahmin edemezdim. Her halükarda Robin Williams için gözü kapalı izlemeye değer bir yapım 🙂

    Yazı için teşekkürler…

  3. naturassad@gmail.com' naturas dedi ki:

    insan olmanın güzelliklerini şahane anlatır. rahmetli robin williams abimizin seyrettiğim en güzel filmidir.

  4. Sezin Nil Tufan dedi ki:

    sinema kulübüyle beraber bunu da izledim. robin abimizin arz-ı endam edişi bile yeter. eleştirilerin aksine ben bir bütün olarak sevdim. insansılaşmanın tamamlanması yollarını izletti ikinci yarısı. ufuk açıcı…

  5. Sezin Nil Tufan dedi ki:

    güzel yazı Tolga!

  6. Selim Kamitoğlu dedi ki:

    Ne yalan söyleyeyim önceliğim sinema kulübündeydi Tolga ama birdahaki pazartesi gelmeden izleyeceğim. Robin Williams abimiz yanıltmaz:)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.