Astroloji: Akrep Burcunda Dolunay Burçları Nasıl Etkileyecek?

Güven ihtiyacının yüksek, güvenliğimizi alıştığımız yollardan temin edememe endişemizin ondan da yüksek olduğu bir Dolunay bu…

Korunmak istiyoruz! Ama korunma ihtiyacımız yüzünden, asıl korumamız gerekenleri tehlikeye atacak bir şeyler yapma ihtimalimiz de var.

İsteklerimizin farkındayız… Hatta isteklerimize, alışkanlık ve önceliklerimize inat ve ısrarla tutunma eğilimindeyiz. İstediklerimiz olmazsa, talep ettiklerimize ulaşamazsak, hele de bazı kayıpları sineye çekmek, bazı beklentiler konusunda uzlaşmak zorunda kalırsak, hayat bitecek, dünya duracak, kıyamet kopacak filan zannediyoruz.

Öte yandan bu talepleri, bu öncelikleri, hayata geçirmek için harekete geçmek, inisiyatif almak ile, sadece tutunduğumuz mevzilerde ayak diremek arasında gidip geliyoruz.

Bizim istediğimiz gibi akmayan nehirle akıp, varacağı yeri görmek aklımızın ucundan bile geçmiyor.

Kafamız iki uç arasında gidip geliyor; Ya nehrin yönünü ne pahasına olursa olsun değiştirecek ve bunun için her şeyi ve herkesi kullanacağız. Ya da önünü tıkayıp taşmasına neden olacak bir pasif-agresif direnç gösterecek ve bu arada bize ve etrafa vereceği zararı dahi umursamayacağız.

Kısacası hayatla aramızda bir iktidar mücadelesi var!

Oysa bazı savaşların galibi yoktur! Master Yoda der ki; “Büyük Savaşçı mı… Savaş insanı büyük yapmaz!”

Galip olma fikri yücelikle eş gibi gelir… Oysa galip gelme gayreti ve bunun yüzünden göze almamız gerekenler, bazen hiç de erdemli ya da sevimli değildir.

Her şeye rağmen kazanılmış bir galibiyetin bedelleri de bazen mağlubiyet kadar büyük olabilir

Yine de insan hep başkalarına ama en fazla da HAYATA KARŞI galip gelmek ister. Biz hayatla büyümek değil, hayatı istediğimiz hale dönüştürebildiğimizi görerek, kendimizi BÜYÜK ve GÜÇLÜ hissetmek isteriz.

Bunun için de dışa dönük olduğu kadar kendimize dönük olarak da YIKICI yöntemler kullanırız.

Zalim olmaktan, edepsiz olmaya, bencil olmaktan, hain olmaya, hadsiz olmaktan, yüzsüz olmaya, bağımlı olmaktan, kurban olmaya, sürünmekten, sündürmeye ve süründürmeye kadar nice akla hayale gelmeyen yöntemi, sırf hayat nehrinin akışını istediğimiz yöne çevirmek için dener, ya da suyun önünü tıkarız!

Ama hayat nehrinin suları daima akacak bir yer, bizi aşacak bir yol, ve yine istediği yöne dönecek bir çare bulur.

İnsana düşen bir savaşın eşiğinde kaldığı zaman kendine bu mücadeleye NE ADINA girdiğini sormaktır.

İstemekten ve inisiyatif almaktan korkmamayı öğrenmek önemlidir. Ama bunu nasıl yapacağımız hakkında yeterli bilgi ve donanıma sahip değilsek, kendimizi armut gibi ortaya atmak, zamansız ve yetersiz çıkışlarla kan kaybetmek, bize ve amacımıza çok büyük zarar verebilir.

Sınırı yeniden çizmek

Hak ettiğimiz bir şeyi almak için harekete geçmek iyidir. Ama içimizdeki arzunun hakkımız için mücadele etmekten çekinmemekten, hırsından gözü dönme boyutuna geçtiğini görüyorsak, bir durup düşünmekte ve sınırı yeniden çizmekte fayda vardır!

Girilmiş olan mücadelelerde amaç kadar yöntem de önemlidir. Ne pahasına olursa olsun kazanmak esastır diye çıktığımız yollarda kendimizi kaybetmek de mümkündür. Kendini kaybeden amacını da, anlamını da, hakkını da kaybeder!

Başımıza yıkılan damın altında durmak korunmak olmadığı gibi, kafamızı çarpıp çarpıp geri düştüğümüz duvarlara saldırmak da kendimizi savunmak değildir! Tepemize dam çökmüş, önümüzde duvar yükselmişse, etrafa bakıp başka yollar, arasından ışık sızan başka aralıklar aramak gerekir. Yani bize bulunduğumuz konuma dair savunma ya da saldırı tatktikleri haricinde olasılıklar sunan bir hayat vardır

Yanıp kavrulmadan durup bir kendinize sorun!

Eğer insanlar, olaylar ya da basitçe hayat üzerinde iktidar kuramamak, sizin için ölmek ile eş anlamlı gibi geliyorsa, yanıp kavrulmadan bir durup kendinize sorun:

Öldürmem gereken ne? Düşman kim? Benim geldiğim halde, durduğum yerde düşmanımdan ne farkım var? Belki bu sorulara cevap verirken, öldürmekte olduğumuzun içimizdeki ışık olduğunu, düşmanın bizi bu hale düşüren hırslar, korkular, beklentiler, ve asıl dönüşmesi gerekenin vazgeçilmez sandığımız öncelikler olduğunu görürüz…

Nasıl ki kumarda son tahlilde hep masa kazanırsa, hayatta da hep nehir kazanır.

Uygun olmayan zamanda, uygun olmayan adımlarla, uygun olmayan önceliklerle gösterilen aktif ya da pasif her türlü abartılı agresyon, bizi başta kendimize sonra da hayata karşı yenik düşürür.

O anı ıskalamayın!

Bu DOLUNAY bize, asıl sorunun ne olduğunu, neyi ardımızda bırakmamız, neyi dönüştürmemiz, neden vazgeçmemiz, neyi farklı yapmamız gerektiğini, şaşırtıcı bir farkındalık anı ile gösterecektir. O ANI ISKALAMAYIN!

Biz hayata karşı değil, hayatla birlikte güçlü oluruz…

Bunun için de zamansız, sonuçsuz, başı bozuk, ipi kopuk, erdemsiz, yüzü yıkıma dönük, belirsiz savaşlarla vakit kaybetmeye gerek yoktur.

İnsan en büyük savaşını kendine karşı kazanır. Kendini disipline eden, kendini düzelten, nefsini kontrol eden, erdemlerine sahip çıkan, gerektiğinde vazgeçmeyi, adabıyla kazanamıyorsa adabıyla çekilmeyi bilen, ve ZAMANA GÜVENEN, zamanla akan, zamanı bekleyen, bu arada da öğrenen, gelişen, bakış açısını ve duruşunu düzeltmekten yılmayan insan, hiç bir savaşın sağlamayacağı bir anlam ve derinlik kazanır. Bu insan hayatla beraber kazanır. Bu insanın yolları, çözümleri, umutları, çareleri tükenmez… Bu insan her yolun sonunda kendine varır.

Indigo Dergi

Paylaşın!Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on LinkedInShare on Google+Pin on PinterestShare on TumblrEmail this to someone

Selim Kamitoğlu

[Serinletici'den ayrıldı] İç mimar Selim Kamitoğlu'nun tasarım anlayışı ve neyin nasıl görüneceğine dair doğal içgüdüleri onu işinde olduğu gibi hayatın diğer alanlarında da yalnız bırakmıyor. Yaşantısını İstanbul’da sürdüren Selim, Serinletici ile beraber aile şirketinde yönetici olarak çalışıyor. Aynı zamanda LGBTİ aktivisti de olan Selim, hayatın her alanında sosyal eşitliğe inanmayı sürdürüyor.| selim.kamitoglu@serinletici.com

İlgili Yazılar:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.