Güle Güle Jules Bianchi

Hani bazı günler, bazı zamanlar olur ne yaptığını bilemezsin, ne düşündüğünü anlamazsın, bir hissizlik gelir insana. İşte bugünde öyle bir gündü son bir kaç gün gibi. 25 yaşındaki gencecik yetenek Jules Bianchi’yi sonsuz uykusuna uğurladık.

Jules kimdi peki?

Pistte ‘Jules’ dediğinizde sanki adı o değilmiş gibi şaşırıp dönecek kadar mütevaziydi. Adı F1’in efsane takımı için konuşulduğu halde tavrını değiştirmeyip, yolunda devam edecek kadar çalışkandı. İtalyan gülümsemesiyle başlayıp, Fransızca esintileri olan İngilizce aksanıydı Jules.

En önemlisi ise o direksiyona oturan çoğu kişi gibi bu sporun kendine tutkuyla aşık ettiği bir çılgındı.

Belki hiç bir şeyden korkmamaktı o araçlarla yarışabilmek, belki de öyle bir aşktıki o aracı kullanmak diğer her şey geri planda kalıyordu.

Kazalar bu oyunun kitabındaydı. Kazaların kötü sonuçları olabileceği hepimizin bildiği sadece düşünmek istemediği bir durumdu. Hatta 90’lı jenerasyonun duymaktan, okumaktan öteye geçemediği bir kavramdı. Motor sporlarının kara yüzüydü.

Her gülün bir dikeni vardı var olmasına da motor sporlarının dikeni belki de en keskiniydi.

Senna’nın acısına canlı tanık olmamıştık, Kubica’da yüreğimiz ağzımıza gelmişti, Massa’da uykularımızı kaçmıştı ama hiç böylesini yaşamamıştı bizim jenerasyon.

Sonuçta artık F1 güvenliydi. Jules’un o araçtan çıkması, kaskını eline alıp padok’a motorla geri dönmesi gerekiyordu. O hafta sonu sadece puanları kaybetmesi gerekiyordu. Tribünlere el sallayıp içimize su serpmesi gerekiyordu. Ama olmadı 9 ay önce yarış hepimiz için anlamını kaybetmişti çünkü Jules o araçtan kendi başına çıkamamış ve hastanenin yolunu tutmuştu.

Bu sefer de hastaneden el sallayarak çıkacağını umut etmiştik, o korkusuz bir savaşçıydı ve bu savaşıda kaybetmeceğini düşünmüştük. 19 Temmuz sabahı bizi üzen o korkunç habere uyanmamalıydık. Fakat kahramanların da bir dayanma gücü vardı.

Jules belki de Ferrari pilotu olup şampiyonluklar görecekti, ya da ‘Marussia’nın ilk puanlarını alan bir çocuk vardı’ olarak kalacaktı. İkisi de fark etmezdi, yeter ki orda olup, piste çıkmaya devam edebilseydi, hayallerinin peşinden koşmaya devam edebilseydi.

Olmadı, onun hikayesi bu şekilde bitti, bugün sonsuzluğa, efsanelerin yanına hep gönlümüzde şampiyon kalacak şekilde sımsıcak yaramaz gülümsemesi ile gitti.

İyi yolculuklar şampiyon, seni unutmayacağız!

Pınar Han

Paylaşın!Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on LinkedInShare on Google+Pin on PinterestShare on TumblrEmail this to someone

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.