İnsanlık Suçu 2 – Theodore Dreiser

Bu kitabı okumadan önce ilk başta serinin ilk kitabını okumanız gerekiyor. Eğer seriye direk bu kitaptan başlarsanız ana karakter olan Clyde Griffiths’in hayatını tam olarak bilmeyecek ve onun yaptığı bazı davranışların nedenlerini anlamayacaksınız.

İkinci kitapta bu seferki rotamız Clyde’nın amcası olan Samuel Griffiths’in Lycurgus’taki evi oluyor. İlk başta onun ailesini tanıyoruz. Kim bu zengin Griffithsler? O meşhur fabrika sahibi amca ile yolları Chicago’da kesiştiğinde Clyde hayatın ona yeniden güldüğüne karar verdi.

O meşhur kazadan (serinin ilk kitabında olan) sonra Clyde kimseye haber vermeden oradan kaçmıştır. Çünkü genç yaşında hapse girmek mi aman ondan uzak olsun. Kansas City’de olanları bir gazete haberinden öğrenip kaçtığına sevinmiştir çünkü yakalananlar hapsi boylamıştır. Üstelik yakalananlar araçta olan herkesin ismini vermişler. Tabi bunu okuyunca ismini kullanmaması gerektiğini bilerek Chicago’ya adımını atmıştır. Orada kendini gizleyerek geçirdiği üç yıldan sonra belboy olarak çalıştığı yerde meşhur zengin amcası Samuel ile karşılaşmıştır. Bu fırsatı asla kaçırmamalıdır. Babasının kardeşi ona yardım etmelidir. Bu yüzden en şirin hali ile kendini ona tanıtmıştır. Ve işte zenginliğin o hayallerini süsleyen zenginlik onun karşısındadır.

Amcası ve kuzeni Gilbert (ortaya çıkan kuzenden hoşlanmaz ve ondan kurtulması gerektiğini düşünen üstelik ona benzeyen birinin olması sinirlerini bozmaktadır.) fabrikada ona işe öğrenmesi maksadıyla yaka fabrikasındaki en alt kademe bulunan işe layık görürler. Clyde ilk başta ne diyeceğini bilemez ancak sosyeteye ve o zenginliğin güzelliğine giden yolun bu olduğunu düşünerek işine devam eder. Üstelik yengesinin daveti ile kuzeni Bella’nın o güzel arkadaşları gördükten sonra sosyeteye girmesi gerektiğini kendine söyler durur. Tabi sabrı bir yere kadar dayanacakken bir anda terfi edilir ve daha fazla maaş almaya başlar. Ve çalıştığı yerde bir sürü kadın işçi de bulunmaktadır.

Şimdi Clyde fabrikada orta bir yerde çalışan Griffiths soyadını taşıyan fabrika sahibinin akrabası olan beş parasız biridir. Ancak yine sosyetenin içinde yer almıyordur. O zengin yere girmek için her şeyi verecekken o bir adım atsa zenginlik ondan bin adım kaçıyordur. Üstelik bu yerde tek başına yalnızlığın çukurunda boğuşurken fabrikada çalışan işçi kızlardan olan Roberta ile ilişkiye girmeye karar verir.

Roberta aşık olduğu adam için her şeyi yapacak bir kadındır ancak bu kişi Clyde olunca yaptıklarını sorgulaması gerektiğini düşünemez.

Clyde, işine gidip gelirken insanlar soyadından dolayı ona saygı duyuyor ancak o zenginliğin ihtişamı ona uzaktan el sallıyordur. Taa ki Bella’nın arkadaşı Sandra ona ilgi duyana kadar..

Peki ya Roberta ne olacaktır?

Zenginlik hayalleri uğruna onu seven ve onun için her şeyi yapan bir kadından vazgeçebilecek midir?

Zenginliğin büyüsünden bir ısırık aldığında onun tadına doyamayan daha fazlasını isteyen Clyde’in kendi hayalleri için yapacaklarını okurken sizi sinirlendirecektir. Clyde bunu da yapmaz dedikçe o kendi Amerikan Rüyası için önüne çıkan her şeyi mahvedecektir.

Karakterlerin iç dünyasını yazar kendine has sade bir dille anlatmış. Freud’un fikirlerinden etkilenen yazar, karakterlerinin psikolojisine de önem vererek bir davranışı neden yaptığını okuyucuya sunuyor.

Ayrıca natüralizm ile gerçeklerin o Amerikan Trajedisinin bütün sırlarını okuyucuya göstererek dönemi ve kişileri eleştiriyor. Yaptığı betimlemeler sayesinde kendinizi o dünyanın içinde hissederek merakla kitabı okuyorsunuz. Sayfaları çevirirken olayların akışını merak ederek kitabı okuyacağınıza eminim.

Eğer sizi etkileyecek bir seri arıyorsanız bu seri tam size göre. Mutlaka okumalısınız.

“Öyle ya oğlum, insan bütün dünyayı elde etmiş ama kendi ruhunu yitirmiş, neye yarar?”

“Herhangi bir alanda ilerlemek zaman ister; bunu da unutma.”

“Bir işi yapmamış olan bir insan çok şey bildiğini sanır ama yapmaya gelince şaşıverir.”

“Deneyimsiz kişilerin güçlüğü bundandır işte . Hep sanmakla vakit geçirirler, tam olarak bilmediklerinden.”

“Hayal gücü aşırı işlek olan kişiler, ruhsal bir baskı altında kaldıkları zamanlarda karşılarına dikilen sorun çok çetin ve karmaşık olup da kendileri yeter derecesinde güçlü değilse, akıl dengeleri alabora olmasa da sarsılır, sendeler ve çarpılır. Kafa öylesine karışır ve dumanlanır ki mantıksızlık, muğlaklık, yanlış ya da yanıltıcı öğüt ve düşünceler başka her şeyden baskın çıkar. Böyle zamanlarda, tepeleyemediği gibi katlanmayı da başaramadığı bir büyük güçlükle cebelleşen irade ve cesaret sanki tabanları yağlayıp kaçar ve geride yalnızca panik ve geçici de olsa akıl dengesizliği bırakır.”