Orhan Veli – Bütün Hikayeleri

Şiirleri ile tanıdığım Orhan Veli’nin hikayelerinin de olduğunu fark ettiğim zaman kalemi ile beni nerelere götüreceğini merak ettim. İyi ki merak etmişim.

Yaşadığı döneme ait hikayeler sizleri bekliyor. Kimi yerinde burjuva ve devlete eleştiri olan bu öykülerde emeğin önemini yeniden hatırlatıyor bizlere. Bazı hikayelerin sonunda bir bilinmezlik mevcut. Bunu hayatın kendisini de bilinmezlik üzerinden değerlenmesine bağladım ben. Sanki okuyucuya seslenerek, “Hayat, gerçek ve hayalin bir yansıması. Önemli olan hayatın içine alın teri ile karışmak.” diyor.

“Aşk ,insanı güzelleştirirmiş.Orasını bilmem; ama iş insanı güzelleştiriyor.”

Kendi yazdığı altı öyküyü okumak hoşuma gitti. Öykülerdeki içten anlatım ile o döneme doğru bir yolculuk yapıyorsunuz. Kimisinde deniz kenarına, kimisinde köy düğününe, kimisinde de bir meyhaneye doğru seyahat ediyoruz.

“Cemiyete faydalı olabilmek, insanları, söylediklerimize inandırmakla mümkün. Realiste yazarlarla romantique yazarı konu bakımından da ayıramayız. Çünkü yeryüzünde realiste olay yahut romantique olay diye bir şey yoktur. Bir yazarın edebi hüviyetini sadece işçiliği tayin eder.”

Orhan Veli’nin dili anlaşılır olduğu için hikayeleri zorlanmadan okuyabileceksiniz. İnsanların dertlerini ve yaşadıklarını okurken o dönemdeki insanlar ile tanışacaksınız.

“İşsizlik kötü şey vesselam . İşsizliğin kötü olduğunu da yalnız aç kaldığım zamanlar düşünüyorum.Can sıkıntısından bunaldığım sıralarda da düşünsem ya. Olmuyor. Bu bahçeye de hep böyle zamanlarımda gelirim.Neden acaba? Etraftakilerin çoğu da işsiz.Bu bahçe sadece kaderleri bu yolda ortak olanları mı çekiyor dersiniz.”

Orhan Veli’nin yazdığı hikayeler:

-Hoşgör Köftecisi
-Kan
-Bahar Ettikleri
-Öğleden Sonra
-İşsizlik
-Denize Doğru

Orhan Veli’yi bir de hikayeleri ile tanımanızı tavsiye ederim.
“Bütün rahatsızlıklar, insanların kendi dünyalarının dışında kalmalarından geliyor.”

“Ölümlerin en kötüsü bir bataklıkta, çırpına çırpına ümidin her an biraz daha azaldığını göre göre ölmekmiş gibi duymuştum.”

“Bir yıl denizi görmesem bir hoş olurum. Hele bir de bahar gelmez mi, buram buram yosun kokuları tütmeye başlar burnumda.”

“Ilık bir mart güneşi, iliklerine kadar ısınıyor insan. Böyle havalar, kış sonlarında, çok kişileri mesut eder. Saadet nedir? Herkes saadeti tanımış mıdır bu dünyada? Bu meseleler üzerinde uzun uzun konuşmak mümkün. Kim bilir, belki o zaman ben de bu söylediğim sözden vazgeçerim. Ama zaman zaman ben de kendimi mesut sansam ne çıkar?”